Arşiv 2009/03/19

Adana Metrosu Hizmete Hazır…

Metro için ilk kazma vurulduğunda sanıyorum liseye bile başlamamıştım. Bugün gelinen noktada Adana metrosunun büyük bölümü tamamlandı, geriye kalan kısmı da çok kısa bir süre sonra tamamlanmış olacak.

Bu inşaat benim için önemli, bunun iki sebebi var: birincisi bu proje içerisinde yer alan insanlardan bir tanesinin babam, Celal Yüksel olması. İkinci sebebi ise artık Adana halkının metroya fazlasıyla ihtiyaç duyması.

İşin büyük kısmının bitirilmesi ve artık Adanalılara hizmet vermeye başlaması bu nedenlerden ötürü beni fazlasıyla memnun ediyor.

Önümüzdeki süreçte birinci etabın tamamı hizmete sokulacak, sonrasında ise Çukurova Üniversitesi’ne uzanan ikinci etaba başlanacak. Sonrasında üçüncü ve dördüncü etaplar da olur diye umuyorum. Adana ve Adana halkı bunu fazlasıyla hak ediyor çünkü.

Ve Gazete Haber Türk

Uzun zamandır yazıyordu Fatih Altaylı, ben de gazete hakkında duyduklarımı paylaşmaya çalışıyordum burada. Bugün gelinen noktada artık elle tutulur birşey halini aldı Gazete Haber Türk, yaptığı reklam çalışmasıyla da kendisini tüm Türkiye’ye duyurmayı başardı.

Slogan, Haber Türk’ün farklı bir gazete olacağı yönündeydi.

Aldık, baktık: diğer gazetelerden farkları vardı. Tüm sayfalar olmasada, en azından kapak farklı bir kağıda basılmıştı. Ayrıca, ana gazetenin yanında ek yerine küçük gazeteler verilmekteydi.

Peki ama bunlar yeterli miydi?

Haber Türk’e reklamların da etkisiyle bir ilgi gösterildi, buna rağmen Haber Türk’ün tiraj sıralamasında ilk ona ancak son sıradan girebildi. 200.000 civarındaki tiraj azımsanacak birşey değil ama zamanla nasıl bir değişim olacağı da önemli.

Bu değişimin olumlu ya da olumsuz olması Haber Türk’ün içeriğiyle ilgili. Farklı kağıta basılmakla yakalanamayan fark, farklı içerikle yakalanabilir. Ki zaten önemli olan da bu değil midir?

Farklı olmak kağıt kalitesiyle olmuyor, o kağıdın üzerinde yazanla oluyor: haberle, yorumla oluyor… Gazetecilik ile oluyor.

Umarım Haber Türk bu farkı yaratabilir!

TÜYAP 7. Bursa Kitap Fuarı

Çanakkale sonrası, TÜYAP Bursa 7. Kitap Fuarı’nda aldım soluğu. Yayınevleri de kitaplar da dergiler de mükemmeldi. Böylesine bir ortamda bulunmaktan mutluluk duydum, tüm kalabalığına rağmen tüm standları birer birer gezdim. Haliyle bolca kitap ve dergi de almış oldum, ilerleyen süreçte bu kitap ve dergilerden birsürü makale çıkacağa benziyor..

Yazarlar noktasında ise Osman Pamukoğlu ve Muazzez İlmiye Çığ ile görüşebilme imkanım oldu. Muazzez Hanım, tüm zarifliği ve gülen yüzüyle imzaladı kitabımı. Üniversite öğrencisi olduğumu da öğrenince, devrimlerin bekçisi olduğumuzu ve Mustafa Kemal Atatürk’ü bir an dahi unutmamamız gerektiğini söyledi.

Bu noktada kendisine katılmamak elde değil…

Osman Pamukoğlu ile zaman yetersizliğinden kitabımı imzalatma ve fotoğraf çekilme imkanım olamadı. Yalnızca elini sıkabildim ve HEP’te başarılı olmasını diledim. Ayrıca HEP’in Bursa’da ve Türkiye’nin diğer pek çok il ve ilçesinde örgütlendiğini de öğrendim.

Üzüldüğüm tek nokta, haftalar öncesinde telefonla görüşüp buluşmak üzere anlaştığımız Yüksel Mert ile görüşememek oldu. Akis Kitap standında gözüm onu aradı ama maalesef geç kalmıştım. Ben de bunun acısını kitabından çıkarttım, Büyük Türk Milleti adlı kitabını aldım ve okumaya başladım. Artık buluşmak memlekete (Adana) kısmet olur sanıyorum.

Çanakkale Sonrası, Genel Bir Değerlendirme..

Uzun bir aradan sonra tekrar Çanakkale yollarında buldum kendimi. Yine aynı hüzün, yine aynı acı ve tüm bunların yanında; büyük bir gurur…

İnsan her seferinde, en azından ilk seferdeki kadar etkileniyor. Etkilenmemek elde mi? Gencecik bedenlerin yattığı bu topraklardan durmadan geçmek mümkün mü?

Üniversitenin organizasyonu olması sebebiyle yaşanan ve görmezden gelinebilecek birkaç aksiliğe rağmen Çanakkale’yi bir kez daha yaşama fırsatım oldu. Bu noktada, hemen her otobüste ayrı ve profesyonel rehberlerin bulunmasını takdir ettim. Bu noktada bizim rehberimiz, Doğa Cihan Göksel‘e de teşekkür ediyorum; Çanakkale’yi rehberiniz oranınca yaşabiliyorsunuz ve bize iyice yaşatıldığını düşünüyorum.

Çanakkale üzerine söylenmiş çok söz var, aslında söylenebilecek çok farklı sözlerimin olduğunu da düşünmüyorum. Zaten Çanakkale, okunacak birşey de değil: bunun çok çok ötesinde, gidilip görülecek ve havası solunacak birşey. Bu sebepten, sözü fazla da uzatmıyorum, son olarak herkese en azından birkez daha Çanakkale yollarına düşmesini öneriyorum.