Arşiv 2010/10/24

Tüm İnsanlığın Çıldırmış Olma İhtimali

İnternette yazmaya henüz başlamamışken, internette okumaya bloca vaktim oluyordu. Sık sık ziyaret ettiğim haber kanalları, kişisel web siteleri ve bloglar vardı. O zamanlar sık sık Emre Kongar‘ın kişisel web sitesini, http://www.kongar.org, ziyaret eder medya notlarına göz gezdirir ve aydınlanma yazılarını okurdum. O zamanlar Emre Kongar bir Çin gezisi yapmıştı ve izlenimlerini yayınlamıştı. O günden aklıma çok güzel bir efsane kaldı ve bugün sizlerle öncelikle bu güzel Çin efsanesini paylaşmak istiyorum:

Müneccimleri İmparatora yedi gün yedi gece sağanak yağmur yağacağını, suların her tarafı kaplayacağını ve büyük bir tufan olacağını, bu yağmur suyundan içen herkesin aklını kaçıracağını söyler. İmparator bunun üzerine büyük su kazanları yaptırır ve içlerini suyla doldurur. Tufandan sonra, sarayda yaşayanlar sadece bu sudan içer. Halkı ise artık bütünüyle tufandan sonraki suyu içtiği için aklını kaçırmıştır. Bir süre sonra, saraydaki sular azalmaya başlar ve İmparator kendisinden başka kimsenin depolanan sudan içmesine izin vermez. İmparatorun çevresindekiler de çıldırır. Halkı ve bütün adamları çıldırmış olan İmparator, sonunda herkesin deli olduğu bir dünyada tek akıllı kalmaya dayanamaz, “Getirin şu sudan bir bardak da ben içeyim” der. Ve rivayet edilir ki o günden sonra bütün dünya çıldırmıştır ama herkes deli olduğu için kimse bunun farkında değildir.

Efsanededeki önermenin aksini ispatlamak pek mümkün değil. Sonuçta hiçbir çıldırmış, çıldırmış olduğunu kabul etmez. Bu noktada topluca çıldırmadığımıza nasıl emin olabiliriz?
Geçen gün Altan Erkekli, Beşiktaş Kültür Merkezi‘nin televizyonda yayınlanan bir oyununda “Eğer herkes aksayarak yürüseydi, aksamayanlara sakat diyecektik…” gibisinden çok güzel bir laf etti. Nedense topluma yaygın olanı normal saymak gibi bir zaafiyetimiz var, oysaki normalin bundan çok daha farklı olması gerektiğini Irak’a düşen her bombada, Afrika’da açlıktan yiğtip giden her canda bir kez daha görmemiz gerekiyor.
Dünyayı Google Eart‘te yaptığınız gibi elinize alıp bir oraya bir buraya çevirecek olsanız, o genel bakış açısıyla insanı nasıl çıldırmamış kabul edebilirsiniz? Çıldırmışız. Çıldırmamış olsaydık bu dünya bugün olduğundan çok daha yaşanılır olurdu…

İnternet Gazeteciliği Atölyesi

Öncesinde İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği (İGBD) hakkında bilgiler vermiştim. Derneğin yönetim kurulu olarak önümüzdeki süreçte gerçekleştireceğimiz etkinliklerin programını oluşturmuş ve çalışmalara başlamış bulunmaktayız. Gözlemlediğim kadarıyla 2010 ve 2011, İGBD için oldukça yoğun bir yıl olacak.
Yapılacak etkinlikler arasında benim ilgimi İnternet Gazeteciliği Atölyesi çekiyor. İnternet Gazeteciliği Atölyesi, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle mesleklerinde ciddi bir dönüşüm yaşayan gazetecilere yönelik. Yaşanan değişime seyirci kalmayan ya da kalmak istemeyen gazeteciler ile birlikte internet gazeteciliği üzerine fikir alış-verişinde bulunacak ve internet gazeteciliği uygulamaları yapacağız.
 
İnternet Gazeteciliği Atölye‘sine katılan gazetecilere, kendi web sitelerini uzman tasarımcıların yardımıyla oluşturma ve yayınlama olanağı da sağlanacak. Böylelikle Bursa gibi yazılı basının güçlü olduğu bir şehirde, internet gazeteciliği alanında da önemli bir gelişmenin önü açılmış olacak.
İnternet Gazeteciliği Atölyesi, Bursa Gazeteciler Cemiyeti Toplantı Seminer Odasında, 02.11.2010 tarihinde başlayacak ve 02.12.2010 tarihinde sona erecek. Haftanın Salı ve Perşembe günleri 19:00-20:30 saatleri arasında 15 katılımcı ile gerçekleştirilecek. 300 TL olan katılım ücreti, Bursa Gazeteciler Cemiyeti üyelerinden alınmayacak.
Atölye çalışmalarına katılmak isteyen gazeteciler Bursa Gazeteciler Cemiyeti‘ne başvurarak detaylı bilgi alabilir ya da kayıt yaptırabilirler. Mesleği gazeteci olmayan ya da Bursa Gazeteciler Cemiyeti üyesi olmayan kişiler ise detaylı bilgi için iletisim@okanyuksel.com elektronik posta adresi ile bana başvurabilirler.

İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği

Gelişen bilgisayarların ve dünyamızı çepeçevre sarmaya başlayan internetin hayatımızda yarattığı en önemli değişimlerden birisi de medya sektörünün dönüşümü oldu. Medya ve iletişim, öncesinde hayal edilemeyecek bir şekilde değişti ve gelişti. Öyle ki bugün hemen herkesin kolaylıkla ulaşabildiği teknolojileri bundan bir iki yüzyıl öncesinde birilerine anlatsaydınız sizinle muhtemelen alay edilirdi. Ki onlara da kızamazdınız çünkü 1865 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Lincoln‟ün ölümü Londra‟da ancak 12 gün sonra duyurulabiliyordu. Bugün ise sıradan bir internet kullanıcısı, Amerika’da olan bir olayı anında dünyanın her yerinden izlenebiliyor.
Birşeyler ciddi anlamda değişti ve söz konusu bu değişim yazılı ve görsel basını da etkiledi, etkiliyor!

Değişen gazetecilik ve ortaya çıkmaya başlayan internet gazeteciliği ve blog yazarlığı Türkiye’de de kendinden söz ettirmeye başlamış bulunmakta. Sosyal, ekonomik ve siyasal etkilerini gördüğümüz bu sürece kayıtsız kalmak pek mümkün görünmüyor. Fakat değişime ayak uydurmak da sanıldığı kadar kolay değil…
İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği (İGBD), yaşanan değişimi anlamak, anlatmak ve bu alanlarda çalışmalar yürütmek için Levent Özen, Nuri Kolaylı, Sinan Tunç ve Okan Yüksel‘in öncülüğünde Bursa’da kuruldu. Dernek, internet altyapısında ve gelişmekte olan mecralarda gerçekleştirilen söz konusu dijital ve elektronik medya yayınlarını, haber sitelerini, haber çalışanlarını, blogları ve blog yazarlarını kapsamakta. İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği bu alandaki yayıncıları bünyesinde toplayarak, internet haber ve blog yayıncılığını bir uzmanlık dalı haline getirmek, blog yazarlarına mesleki kimlik kazandırmak, konuyla ilgili yasaların yapılmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunmak ve bu konularda faaliyet göstermek amacıyla  kuruldu.
İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği, ayrıca, klasikleşmiş gazetecilik anlayışını internet ve blog ortamına taşınması için faaliyette bulunmak, sivil toplum faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlara destek vermek amacını taşımaktadır.

Önümüzdeki süreçte İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği adını çokça duyacağınızı düşünüyorum, dilerim sizlerle de birlikte, hep beraber güzel bir sinerji ortaya koyabiliriz…

Türkiye’de ve Dünyada Eğitim Sorunu

Eğitim; siyasal, kültürel ve ekonomik boyutları olan, insanın doğumundan ölümüne kadar uzanan süreçte kendine kattığı değerler bütünü olarak tanımlanabilir. Bu noktada eğitimin önemi insana kattığı değerler ile doğru orantılıdır.
21. yüzyılda eğitimin önemi çok daha artmıştır. Bilimsel ve teknolojik gelişim sonrasında yaşadığımız bilgi çağında devtlerin siyasal, ekonomik ve askeri güçleri doğrudan nitelikli insan sayılarıyla orantılıdır. 21. yüzyılda güç, önemli ölçüde bilgi ile bilgili insan ile elde edilmekte ve kullanılmaktadır. İnsan ve devlet, bilgisi ve eğitimine paralel olarak değerlendirilmeye başlanmıştır.
Peki günümüz eğitim sistemi insana ne gibi değerler katmaktadır? Maliyet fayda değerlendirmesi yapılacak olursa, yeteri kadar fayda sağlandığını söylememiz mümkün olabilir mi?
Bügün dünyanın dört bir tarafında devlet eliyle yürütülen katılımın zorunlu olduğu eğitim/öğretim programları mevcuttur. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde en az on yıl olmak üzere eyaletten eyalete değişen zorunlu eğitim programları söz konusudur. Eğitime milyonlarca dolar yatırım yapılmaktadır. Buna karşın maliyetle kıyaslandığında elden edilen fayda hiç ama hiç yeterli görülmemektedir.
Geldiğimiz noktada, Amerikan toplumunun hemen her kesiminden mecvut eğitim sistemine yönelik ciddi eleştiriler yapılmaktadır. Eğitim sonunda elde edilen “eğitilmiş birey”lerin niteliği, eleştirilerin haksız olmadığını göstermektedir: Amerikan Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, ülkedeki dört yıllık üniversite öğrencilerinin çok büyük bir çoğunluğunun bir gazete makalesinde anlatılmak istenen tezi çözümlemek ya da kalp atışı ile spor yapmak arasında bir ilişkiyi kurabilmek yeterliliğinden yoksun olduklarını gösteriyor. Yine aynı araştırmanın çarpıcı bir sonucu ise dört yıllık üniversite eğitimi sonrası mezun olanların %80’inin “temel nicel okuryazarlık” yeteneğinden yoksun oldukları gerçeği.
Eğitim, öncesinde de belirttiğim üzere siyasal, kültürel ve ekonomik boyut ve sonuçları olan bir süreç. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki eğitim sürecinin sonuçları ülke içerisinde hemen herkesi ürkütüyor ve büyük sıkıntılar yaşanmasına sebep oluyor. Ulusal İmalatçılar Birliği, “Yetenek Boşluğu Raporu” başlığıyla yayınladığı raporda çarpıcı gerçekleri göz önüne seriyor: Rapora göre Amerikalı imalatçıların yaklaşık %90’ı bilim adamları ve mühendisler de dahil, vasıflı, becerikli eleman bulmakta sıkıntı çekiyor. Elbette bu da küreselleşen ve rekabetin herşey demek olduğu dünya ekonomisinde Amerika Birleşik Devletleri’ni oldukça zorluyor.
Dünyanın mevcut tek süpergücü olarak niteleyebileceğimiz Amerika Birleşik Devletleri’nde bile böylesine bir cehalet tsuninamisi yaşanırken, dünyanın diğer bölgelerinde eğitimin nasıl bir niteliğe sahip olabileceğini artık siz düşünün. Ben ilerleyen satırlarda sadece Tükiye üzerinde duracağım.
Türkiye’de eğitimin içerisinde bulunduğu durum yine çok parlak görünmemektedir. Türkiye de zorunlu eğitim programı olan ülkelerden birisidir. Türkiye’de sekiz yıllık zorunlu eğitim uygulanmakta ve insanlar 7 ila 15 yaşları arasında zorunlu eğitime tabi tutulmaktadırlar. Buna karşın elde edilen faydanın yeterli olduğunu söylemek güçtür. Hayatları sınavlara hazırlanarak geçen öğrenciler, bu süreçte değer, yaratıcılık ve yeteneklerini geliştirme imkanı bulamamaktadır. Hatta bu süreçte öğrencilerin değer, yaratıcılık ve yetenek kaybına uğradıkları çok rahatlıkla söylenebilir. Çünkü öğrenciler tek tip kalıplara sıkıştırılmak istenmekte, ezberci bir eğitim sonrasında hayatlarını beş şıktan ibaret görmektedirler. Oysa hayat onlara öğretildiği gibi bir soru ve olası beş cevaptan ibaret değildir!
Peki, Türkiye’de ve dünyada yapılması gereken nedir? Herşeyden önce mevcut eğitim politikalarının temellerini atan insanların kendilerine şunu sormaları gerekir: “Mezun ettiğimiz öğrenciler bu kadar başarısız iken, yeni nesillerin eğitim politikasını yapmak ne kadar haddimiz olabilir?” Cevabı, biz verelim: hiç de hadleri değil! Eğitim genel anlamda bir şirket olsa idi, bu kadar başarısız bir üretim sonrasında mevcut eğitim politikasının mimarları çoktan kapı dışarı edilmiş, kavulmuş olurlardı!
Yarınlar için yeni bir eğitim anlayışı şart! Çünkü dünya büyük bir değişim yaşamakta ve mvcut eğitim sistemi bu değişime ayak uyduramamaktadır. Mevcut eğitim sistemindeki gibi bireysel özellikleri yok sayarak, insanların beyinlerini siyasal ve kültürel olarak yıkayarak, bilimsellikten uzaklaşarak bir yere varamayacağımızı artık herkesin anlaması gerekiyor. Bireye değer veren, bireysel yetenek ve yeterlilikleri belirleyip geliştirmeyi amaçlayan, özgür düşüncenin ve bilimin egemen olduğu, demokratik ve insanların kendi derslerini/kariyerlerini kendilerinin belirleyebileceği bir eğitim sistemini yaratmak zorundayız. Aksi halde küreselleşen ve rekabetin hemen herşey demek olduğu 21. yüzyılda kaybetmeye mahkum olacağız.
21. yüzyılda kazanacak olanlar, eğitime önem verip, doğru eğitim politikaları geliştirmeyi başarmış olan devletler olacaktır. Gerisi kaybetmeye mahkumdur.