Arşiv 2011/10/24

“Medyaya Çağrımız: Irkçılığa Dur De!”

Van’ı ve özellikle Erciş’i vuran 7.6 büyüklüğündeki depremi yüreklerimizde hissettik. Enkaz altında kalan yüzlerce vatandaşımıza ulaşmak, elimizden geldiğince yardım edebilmek için saatlerdir çalışıyoruz. Bu büyük acıyı onlarla yaşıyor, onların acısına ortak oluyoruz.

Türkiye’de bugüne kadar acımız da sevincimiz de ortaktı zaten! Büyük bir afet olduğu zaman kenetlenir ve hep birlikte sorunların üstesinden gelmeye çalışırdık. Fakat ilk kez Van depreminde “bölündük”! Enkaz altından yardım çığlıkları yükselirken, birileri yardım isteyen kişilerin etnik kökenini düşünmeye başladı… İşin daha da vahimi bunu medya profesyonelleri de yaptı, yapıyor!

Irkçılığa daha fazla seyirci kalmamalı ve bir “dur” demeliyiz. Çağdaş Gazeteciler Derneği, medyaya çağrı yapıyor ve “Irkçılığa Dur De!” diyor…

Gencecik yaşta hayatını kaybeden 24 askerle, depremi ilişkilendiren, yüzlerce kişinin ölmesini, sakat kalmasını, binlerce kişinin evini kaybetmesini “intikam” çığlıklarıyla karşılayan insanlık dışı yorumlar, depremin olduğu andan itibaren internet medyasının, büyük gazete ve televizyonlarımızın internet sitelerinin yorum bölümlerini süsledi.

İnternet siteleri, hoşgörüsüzlüğün, ırkçılığın, ayrımcılığın en açık biçimde yapılabildiği alanlar haline geldi.

Depremden sonra, medya profesyonelleri tarafından, üstelik canlı yayında yapılan yorumların vehametini dile getirmek bile gereksiz. Yine de tarihe not düşmek adına birkaç örneği anımsatmak isteriz:

Canlı yayında haber spikerinin “Deprem doğuda da olsa Van’da da olsa üzülüyoruz” ifadeleri, programcının maalesef bilim adamı konuklarından da alkış alan “Önce taş at, polisi, askeri kuş gibi avla, sonra yardım iste. Herkes haddini bilsin” sözleri, gelinen noktada, medya yöneticilerinin acil olarak önlem alma gerekliliğini ortaya koyuyor.

“Terör brifingi alan”, bir bölümü sansüre gönüllü olan yöneticilerin propaganda çizgisinin nereden geçtiğini düşünmeden önce ırkçılık ve ayrımcılığa “dur” demesi gerekiyor.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, bütün medyayı bu noktada sorumlu davranmaya davet ediyor, ırkçılık, ayrımcılık yapılan haber ve yorumlara internet sitelerinde yer verilmesinin suç olduğunu anımsatıyoruz. Irkçılık, yasalarımıza göre suçtur. Irkçılık, müsamaha gösterilemeyecek, düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi söz konusu bile olamayacak bir insanlık suçudur.

Medya yöneticilerinin bu tip haber ve yorumlara ekranlarda, gazetelerde ve internet sitelerinde yer vermemeleri hem mesleki hem de insani bir zorunluluktur.

ÇGD GENEL MERKEZİ

Van’ı Vuran 7.2 Büyüklüğündeki Depremi Yüreklerimizde Hissettik

Yaklaşık 30 saattir Van’ın Erciş ilçesini vuran 7.2 büyüklüğündeki depremi haberleştirmek ve son gelişmeleri izleyicilere aktarmak için çalışıyorum.

Bölgeden gelen fotoğraf ve videoları defalarca izlemek zorunda olduğum için depremin korkunç yüzünü bir kez daha gördüm. Şu anda özellikle Erciş’te ve bölgededeki köylerde tam anlamıyla bir insanlık dramı yaşanıyor.

Bir yandan ajansları takip ederken bir diğer yandan da sosyal medyayı izliyorum. Facebook’ta veya Twitter’da çok sayıda duyarlı insan bölgeye  yönelik yardım kampanyaları düzenliyor; ellerinden gelen desteği vermeye çalışıyor. Ancak azınmayacak bir grupsa faşist bir tavır sergileyerek; neredeyse “Oh olsun!” demeye getiriyor…

Türkiye’de bugüne kadar acımız da sevincimiz de ortaktı! Büyük bir afet olduğu zaman kenetlenir ve hep birlikte sorunların üstesinden gelmeye çalışırdık. Fakat ilk kez Van depreminde “bölündük”!

Oysa enkaz altından yardım çığlıkları yükselirken, yardım isteyen kişinin etnik kökeni düşünülmemeli…

Ancak ne yazık enkaz altındaki bebeklerin bile etnik kökenini düşünen insanlarımız da var!

Sayıları ne kadardır, bilmiyorum ama var olmaları bile beni rahatsız ediyor!

Onlara söyleyebileceğim çok da birşey yok; sadece Van’ı vuran 7.2 büyüklüğündeki depremin benim yüreğimde de hissedildiğini bilsinler!..

Dilerim gün gelir, onlar da insanlar gibi duygu ve düşünce sahibi olabilirler…

Libyalılar Kaddafi’yi Çok Arayacak…

Libya’da devrik lider Muammer Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesi Arap Baharı’nın amacının demokrasi olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Orta Doğu’da henüz bir demokrasi kültürü yokken, “linç kültürü”yle hareket eden milyonlarca Arabın demokrasi talepleri olduğuna inanacak kadar “saf” değilim.

Kendi devrimini yapamayan, kendi liderini linç ederek öldüren Libya halkı için üzülüyorum. Arap baharı yerini kışa bırakırken; linç ettikleri Kaddafi’yi çok arayacaklar…

Aşılması En Zor Engel Zihnimizde

Hayat hepimiz için bir koşu. Ancak bu koşu engelsiz değil. Hayatta aşmamız gereken ve zaman zaman da aşamadığımız engeller var. Bu engellerin büyük bölümünü aşmak mümkün olabiliyor ancak zihinlerimizde oluşturduğumuz engelleri aşmak mümkün değil.

Üniversiteden çok sevdiğim bir dostum, Tuğrul Sarıkaya, henüz öğrencilik yıllarımızda trenle İran’a gitmek istediğini söylemişti. Biz dostları olarak Tuğrul’un İran’a gidebileceğine ihtimal vermedik, çünkü bu istek bizler için fazla ütopik ve engellerle doluydu.

Ancak zaman bizlere yanıldığımızı gösterdi: Tuğrul, önümüzdeki hafta 3 günlük bir tren yolculuğu sonrasında soluğu İran’ın başkenti Tahran’da alacak.Üniversite hayatı boyunca yapmak istediği seyahati gerçekleştirecek.

Eğer Tuğrul da bizler gibi düşünseydi, asla İran’a gidemeyecekti. Bizler İran’a gitmek noktasında zihinlerimizde engeller oluşturduk ve bu engeli aşamadık. Tuğrul’sa böyle bir engel oluşturmadı.

Şimdi düşünüyorum da biz insanlar için aşılması en zor engeller zihinlerimizde yarattıklarımız. Dilerim zihinlerinizde engeller yaratmaz ve hayatınız boyunca tıpkı Tuğrul gibi istediklerinizi yapabilirsiniz.

İş Hayatında Birinin “Oğlu” ya da “Yeğeni” Olmadan Kariyer Yapmak

Üniversite öğrenimim süresince Uluslararası İlişkiler ve Siyset Bilimi çalışmalarımdan fırsat bulduğum zamanlarda diğer dallarda da bilgi edinmeye çalışıyordum. Bu alanlardan birisi İktisat ve bir diğeriyse Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri’ydi.

Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü başkanı, değerli insan, Prof. Dr. Veysel Bozkurt’la da tanışmama bu alana duyduğum ilgi vesile oldu. Veysel Hoca, bir araştırmanın sonucunda Türiye’de kariyer yapmanın, ne yazık ki doğrudan aile ilişkilerine dayandığının belirlendiğini söylemişti.

Türkiye’de güçlü birinin “oğlu” ya da “yeğeni” olmadan kariyer yapmak, kariyer bir yana orta halli bir işe girmek dahi oldukça zor.

Ancak zor olan aynı zamanda tatlı da oluyor. Bugüne kadar Tanrıdan dilediği hemen herşeye ulaşmış birisi olarak daha üniversite hayatımın başında Olay TV’de çalışmak gibi bir hedefim vardı. Bu hedefe ulaştım, hem de birinin “oğlu” ya da “yeğeni” olduğum için de  bu işe girmedim.

İş hayatımda birinin “oğlu” ya da “yeğeni” olmadığım, tek başıma olduğum için mutluyum. Aksi halde insanların saygı ve sevgilerinin samimi olduğuna asla inanamayacktım. Belki zaman zaman hakkım yenilecektir ancak bu şartlarda elde ettiğim her başarı da benim kendi başarım olacak, şimdilik bu da bana yeter.