Bursa Blog Yazarları Buluşması

Bursa Blog Yazarları Buluşması, Kültür Park’ta Ender Aile Çay Bahçesi’nde büyük bir katılımla (20’nin üzerinde) gerçekleşti. Bursa, Çanakkale ve İstanbul’dan birçok blog yazarının katıldığı buluşma toplantısında konferans ve söyleşiler düzenlendi. İstanbul, Ankara ve İzmir’in ardından biz Bursa’dan yazan blogcular da böylelikle Türkiye blogosferine “Biz de buradayız..” dedik..

Toplantıda pek çok blogcu birbirleriyle tanışma ve görüşlerini paylaşma imkanı buldu. Levent Özen’in verdiği konferansta, blog yazarları blogosfer içerisinde maddi getirinin nasıl sağlanacağını bir kez daha görme/dinleme imkanı buldular. Ardından Kültür Park’ın mülkemmel doğasına hakim bir terasta tüm blog yazarlarının katıldığı söyleşi ve çay/pasta kısmına geçildi.

Organizasyonun ev sahibi olarak, önayak olduğum birşeylerin insanlar tarafından takdir edildiğini görme mutluluğunu yaşadım. Umarım Bursa Blog Yazarları Buluşması’nın 2.leri, 3.lüleri de böylesine güzel ve bol katılımla geçer..

Organizasyonda varlıklarıyla beni yalnız bırakmayan ve destekleyen tüm katılımcılara teşekkür ederim: Levent Özen, Canay IşıkmanAli Ayvaz, Emel Şen, Burak Tolga Özen, Yasin Ürütürk, Elif Akın, Ertuğ Telliİrem ŞardaşlarFatih Usta, Seda SavaşFatih İpek, Abdullah Arıs, Serhat İpşir, Yunus Günaydın ve diğer tüm katılımcı ve destekçiler…

Celal Şengör Uludağ Üniversitesi’ndeydi

Bugün, Türk Mucit‘in “tonton” profesörü Celal Şengör üniversitemizi şereflendirdi, engin bilgisi ve muhteşem hitabıyla en azından beni büyüledi. En önemlisi, Erol Şengör’ün sözlerine ulu önderin “Hayatta en gerçek kılavuz bilimdir” sözleriyle başlaması ve yine aynı sözlerle konferansına son vermesiydi. Bu noktada kendisini tekrar tebrik etmek istiyorum.

Celal Şengör gibi insanları görünce mutlu oluyorum. Az da olsa varlar, işerini düzgün yapan ve varlıklarıyla çevrelerine ışık saçan insanlarımız…

Geleceğe dair kötü tablolar var edildi bugün de, inandığım bir insandan geleceğin aslında pek de aydınlık olmayabileceğini duymak açıkçası korkuttu beni. Tek bundan da korkmadım tabii, bilgisizliğimden korktum ve bilgisiz olduğumu en iyi bilgili bir insanın yanındayken anlayabileceğimi fark ettim. Celal Şengör, o ne derin bir entelektüelliktir öyle? Ezdin geçtin şu gencecik çocuğun o yeni yeşermeye başlayan egosunu! Başıma ne işler açtın, farkında bile değilsindir… Bugünden tez yok, her daim okunacak, düşünülecek ve elbette yazılacak. Hadi bakalım Okan Bey, artık çalışma, kendini geliştirmeya daha fazla vakit ayıracaksın!! Oku okuyabildiğin kadar, öğrenmeye çabala hayatın geriye kalan tüm inceliklerini…

Bloggum Blog Yarışması 1.si “Okan Yüksel Yazıyor”

Bugün sabah kalkar kalkmaz, yüzümü bile yıkamadan bilgisayarımın başına koştum. Bugün Bloggum Blog Yarışması sonuçları açıklanacaktı ve içten içe dereceye girmeyi istiyordum.

Yarışma sonuçlarının açıklandığı sayfa açılırken fazlasıyla heycanlandım, gözlerimi kapadım. Gözlerimi açtığımda karşımda en başta kendi blogumu gördüm ve bu yarışmada birinci olduğum anlamına geliyordu.

Şu an çok mutluyum, bu gururu bana yaşattığı için tüm Bloggum ailesine ve yarışma jürisinde yer alan Turay Meier, Vepa Halliyev, Alper Akcan ve Arda Kutsal‘a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Bu gün benim doğum günüm ve alabileceğim en güzel hediyeyi aldım. Bunda siz okurlarımın da katkısı çok. Sizin yorumlarınız ve destek postalarınız olmasaydı bu günlere, çok açık söylüyorum, gelemeyecektim.

Sizlerin yorumlarını okudukça, yazılarımın okunduğunu gördüm ve bu bana büyük bir yazma hırsı verdi. Bu noktada bu ödül büyük oranda sizin hakkınız, sizin emeğiniz. Tüm yorumlarınız ve destek postalarınız için teşekkürler.

Genel sonuçlara ve yarışmaya katılan dostların bloglarına http://www.bloggum.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bloggum’un yarışmanın en başında belirttiği gibi bu yarışta herkesin birşeyler kazandığı inancındayım. Rekabet ortamı olsa da dostlukla ve yardımlaşmayla bir yarışın sonuna geldik ve bu yarış sonunda ne mutlu ki kaybeden olmadı.

Blogumda İlk Satırlar…

İlk satırları yazmak kasmıştır, zorlamıştır her zaman beni. Ardı arkası kolay gelir, su gibi. İşte bu yüzden ilk satırlarım aynı klişe cümlelerden mürekkeptir çoğu zaman 🙂
Yazmak insanın evrim yolunda ne kadar da ilerlediğini hatırlatır bana. Yazmak medeniyeti yad etmektir, okumaksa bu medeniyeti yaşamak.
Şu kısacık ömrümde, çok uzun satırlar yazdım, yazmak içinse daha fazlasını okudum… Okudukça yazmaktan korktum, insanın yıllar sonra sadece yazdıklarıyla var olabileceğini ürkerek gördüm.
Ben buralarda “ben” olarak kalmadığım zaman bu satırlarlarla var olacağımın bilincinde olmak yazarken beni zorluyor.
Ama ben tüm bu zorluklara göğüs gererek sizin için bu satırları yazıyorum, demiyeceğim. Yazmak aslen bencilliktir, insan kendisi için yazar!
Yazılar başkaları okusun için yazılsa da her yazı yazarıyla anılır… “Suç ve Ceza”yı milyonlar okumuştur ama akla ilk Dostoyevski gelir. Aslında şu an için böyle büyük bir iddiayla, yazılarımla yarın da var olmak için yazmıyorum; sadece yarın daha iyi yazabilmek ve tarihime notlar düşmek için karalıyorum bu satırları.