İnternet ve Nitelikli Bilgi Kaynakları

İnternetin hayatımıza girdiği günden bugüne, bilgi bizler için çok daha ulaşılır ve ucuz. İnternet, hayatımızda henüz bu kadar etkin değilken temel bilgi kaynaklarımız, her birimizin kütüphanesinin baş köşesinde bulunan ansiklopedilerdi. Ki bu ansiklopediler tamamen yüzeysel bilgiler içermekte ve yorumdan olabildiğince kaçınmaktaydı. Ayrıca  ansiklopedilerin fiyatları da, neredeyse orta halli bir memurun maaşına eşitti.

Bugün ise herşey çok daha farklı. Ansiklopedilerdeki bilgilerin yüzlerce ve belki de binlerce katını, hatta renkli ve hareketli görseller eşliğinde ve neredeyse ücretsiz olarak internetten edinebiliyoruz.

Peki internetten edindiğimiz bilgilerin doğruluğundan nasıl emin olabiliriz? İnternette yer alan her bilgi doğru mudur? Maalesef, hayır: İnternette yer alan bilgilerin büyük bölümü niteliksiz ve hatta birçoğu yanlış. Tam anlamıyla bir bilgi kirliliği söz konusu!

Maalesef, oluşan bu bilgi kirliliği bugün için pek önemsenmiyor; fakat, ben oldukça önemli bir problem olduğunu düşünüyorum. Özellikle de sağlık, spor, beslenme ve psikoloji gibi konularda yayın yapılan siteler artık insan sağlığını tehdit edecek kadar sınırı aştı!

Tüm bu tehditlerden korunmak için yapmanız  gereken nitelikli bilgiye ulaşmak için biraz olsun çabalamak. Ne de olsa nitelikli bilgiye ulaşmak tüm olumsuzluklara karşın halen mümkün. Bunun için yapmanız gereken ise bilgi alabileceğiniz siteler arasında biraz olsun seçici davranmak! Nasıl mı? Örneğin bilgi edineceğiniz sitenin arkasında kimlerin olduğuna bakabilir, bu kişilerin uzman olup olmadıklarını, samimiyetlerini, gerçekliklerini ve profesyonelliklerini değerlendirebilirsiniz. Eğer sitenin arkasında kimlerin olduğunu site içerisinde göremiyorsanız, zaten yanlış bir adrestesinizdir demektir!

Medya ve İletişim Meraklıları, Toplanıyoruz

Medya ve iletişim sektörüne ilgi duyan ve bu alanda kariyer yapmayı düşünen üniversite öğrencilerinin buluşma noktası: Facebook Medya ve İletişim Grubu!” diyerek 7 Aralık 2009 tarihinde yola çıkmış bulunmaktayız.

Şu an itibariyle bir haftayı bile doldurmayan grubumuzun otuza yakın üyesi var. Üyelerimiz arasında onlarca medya ve iletişim meraklısı üniversite öğrencisinin yanı sıra birçok gazeteci, edebiyatçı ve yayın yönetmenini de var.

Şu an için geleceğe dair kapsamlı planlarımız yok ancak bu birliktelikten büyük bir sinerji doğacağı kesin. Eğer siz de medya ve iletişim konusunda birşeyler yapmak istiyor, gelecekte yapacağımız etkinliklerde yer almak istiyorsanız, sizi de grubumuza bekleriz. Facebook‘taki grubumuza ulaşmak için tıklayınız.

Twitter Nedir ve Ünlülerin Twitter Adresleri

Sosyal ağlar öncesinde de büyük önem arz etseler de Facebook ile atağa geçtikleri söylenebilir. Bugün gelinen noktada çevremizdeki hemen herkesin bir Facebook profili olduğunu söyleyebiliriz: on milyonlarca insan gününün en az beş on dakikasını Facebook’la geçirmekte. Peki sosyal ağlar içerisinde Facebook, Yonja ya da hi5 gibi sitelerden farklı bir işleyişe sahip siteler yok mu?

Elbette varlar! Twitter ve Friend Feed, sosyal ağ içerisinde farklı bir işleyişe sahip iki site.

Twitter‘ın, ki Friend Feed‘inki de pek farklı değil, işleyişi kısaca şöyle: ‘Şu anda ne yapıyorsunuz?‘ sorusuna en fazla 140 karakter kullanarak yanıt veriyorsunuz. Örneğin, sinemaya gittiğinizi veya blogunuza Twitter hakkında bir yazı yazdığınız yanıtını en fazla 140 karakter kullanarak yazıyorsunuz. Verdiğiniz yanıt anında yayınlanıyor ve sizi takip eden Twitter üyelerine ulaştırılıyor. Aynı şekilde takip ettiğiniz üyelerin o anda neler yaptığı da yazdıkları oranınca yayınlanıyor. Yani, hem yaptığınız hmen herşeyden size üye olanları haberdar ediyor, hem de üye olduklarınızın yaptığı hemen herşeyden haberdar oluyorsunuz.

Peki, bunun Facebook‘taki durum güncellemelerinden ne farkı var? Aslında hiçbir farkı yok, olsa olsa tek bir fark var, o da bu sitelerde bir iki profil bilgisinin dışında sadece durum güncellemelerinin yer alması. E, o zaman Twitter‘ı çekici kılan ne, diyebilirsiniz. Twitter‘ı çekici kılan arkadaşlarınızın yanı sıra onlarca ünlü ismin o anda ne yaptığını, ne hissettiğini ve ne düşündüğünü takip edebiliyor olmanız!

Twitter‘a üye olur ve aşağıda sıralayacağım ünlü isimlerin Twitter adreslerini kullanırsanız her birisini daha da yakından takip etmeye olanağınız olur; onların neler yaptıklarını, neler hissettiklerini ve neler düşündüklerini düzenli olarak takip edebilirsiniz. Peki kim bu ünlü isimler? İşte o ünlü isimlerden oluşan liste:

Ahmet Hakan Coşkun – Gazeteci- http://twitter.com/ahmethc

Cüneyt Özdemir – Gazeteci – http://twitter.com/cuneytozdemir

Serdar Akinan – Gazeteci – http://twitter.com/serdarakinan

Nazlı Ilıcak – Gazeteci – http://twitter.com/Notredamedesion

Cengiz Çandar – Gazeteci – http://twitter.com/CengizCandar

Enis Batur – Yazar – http://twitter.com/enisbatur

Hadi Özışık – Gazeteci – http://twitter.com/HadiOzisik

M. Serdar. Kuzuloğlu – Gazeteci – http://twitter.com/mserdark

Mustafa Sarıgül – Siyasetçi – http://twitter.com/MSARIGUL

Hülya Avşar – Şarkıcı – http://twitter.com/hulyavsar

Helin Avşar – Modacı – http://twitter.com/hellinavsar

Ceyda Düvenci – Oyuncu –  http://twitter.com/ceydaca

İclal Aydın – Oyuncu – http://twitter.com/iclalaydin

Yeşim Salkım – Şarkıcı – http://twitter.com/yesimsalkim

Hande Kazanova – Oyuncu – http://twitter.com/Hande_Kazanova

Birol Güven – Yapımcı – http://twitter.com/birolguven

Erdil Yaşaroğlu – Karikatürist – http://twitter.com/erdilyasaroglu

Özge Uzun – Sunucu – http://twitter.com/Ozge_Uzun

Ahu Özyurt – Sunucu – http://twitter.com/ahuozyurt

Son olarak, bu ünlü isimlerin yanında, beni de takip etmek isteyebilirsiniz. İzleyecek olma olasılığınız her ne kadar düşük olsa da, ben yine Twitter adresimi paylaşmak istiyorum, işte bu da benim Twitter adresim:

Okan Yüksel – Blog Yazarı – http://twitter.com/okanyuksel

Ankara Blog Yazarları Buluşması

Uzun zamandır Ankara Blog Yazarları Buluşması’na katılmak istiyordum, sonunda oldu: 8. Ankara Blog Yazarları Buluşması’nda ben de vardım.

Barış Ünver‘in organizasyonunu üstlendiği, Cafe Bistro’da gerçekleşen toplantıya otuza yakın kişi katıldı. Toplantının ana gündem maddesi Türkiye blogosferinin sadece İstanbul’dan ibaret sayılmasıydı. Bu nokta bu yanlışı nasıl düzeltmemiz gerektiği üzerinde fikir alışverişinde bulunduk.

Ayrıca ben, yakın bir zamanda yayınlanacak olan blog kitabım hakkında küçük bir anket yaptım. Katılımcıların kitabı bir an önce okuma hevesleri beni oldukça mutlu etti.

Sözün özü dün benim ve Türkiye blogosferi adına sevindirici gelişmeler yaşandı. Tüm bunlar için Barış’a ve diğer katılımcılara teşekkürler.

KeyLife TV Yayın Hayatına Başladı…

Uzun süredir alt yapı çalışmaları süren KeyLife Tv sonunda test yayınına başladı. Bu güzel haberi KeyLife’ın alt yapı çalışmalarını yürüten ve ilerleyen süreçte proje yönetimini üstlenecek Gökçen Karan‘dan aldım. Açıkçası bu haberle internette görsel medyaya olan inancım perçinlenmiş oldu. Oda Tv, Televidyon ve şimdi de KeyLife Tv.. Umarım bu hızlı ilerleyiş, ivmelenerek devam eder ve böylece görsel medya tekellerden, oligopol bir yapıdan kurtulur.

KeyLife Tv, açıkçası, beni oldukça ümitlendirdi. Şu an için çok zengin bir arşive sahip olmasa da kısa bir süre içerisinde bu arşivi oluşturacağa benziyor. Program çeşitliliği oldukça fazla, bu noktada Televidyon’dan ayrılıyor. KeyLife’ta astrolojiden teknolojiye, uluslararası magazinden yerel edebiyat bültenlerine kadar oldukça geniş bir çeşitlilik sunulmuş. Ben özellikle Gökçen Bey ve Seda Cebeci’nin sundukları Kültür Zamanı adlı programı tuttum. Programın 2. bölümünde edebiyat dünyasının vampirle ilişkisi ve “vampirli kitaplar”dan bahsedilmiş. Oldukça ilginç olmuş.

Sözün özü, özgür medyanın internetle hayat bulacağına olan inancım bir kez de KeyLife Tv ile perçinlenmiş oldu. Bu noktada projeye en azından bir göz atmanızı öneriyor ve bu projede emeği geçen herkese teşekkürlerimi iletiyorum..

Ücretsiz E-Kitap Cenneti: Alt Kitap

Yaklaşık dört beş yıl öncesinde tanıştım Altkitap‘la. İnternette aşıracak korsan kitap arayışında olan ben, yazarların karşılık beklemeden eserlerini paylaştıkları bu projenin içine düşünce kendimi cennette sanmıştım o zamanlar. Tanıştığımız ilk günden bu güne de hala bu cennetin meyvelerini yemekle meşgulüm.
Bir bahçe düşledik, birlikte biçimlendirmek istedik” sloganıyla yayın hayatına başlayan http://www.altkitap.com tam bir kültür yuvası. Öyle ki Doğan Pazarlıkçı‘nın “Bir Hasta Yakının Hastane Günlüğü“nü okurken hastanede geçmiş yılları yaşıyor, Pınar Türen‘in “Denedim“ini okurken denemenin ve düşüncenin tadını alıyorsunuz. Yekta Kopan‘ın “Daha Önce Tanışmış mıydık?” kitabıyla öykü okumanın keyfine varıyor, Turan Parlak‘ın “Sen Daha Çocuksun” romanıyla yakın tarihimize bir gencin hayatından bakıyorsunuz…
Eserleriyle katkıda bulunan yazarları ve eserlerini saymakla bitiremeyeceğim için siteye girip bir göz atmanızı öneririm.
Sadece ücretsiz bir üyelik karşılığında bu kadar içeriğe ulaşabileceğiniz pek de fazla poroje mevcut değil ne yazık ki. Gönül bu tür projelerin artmasından yana. Gelecek on yıllarda bu günleri, edebiyat tarihinde anarlarken Altkitap gibi projeleri de göz ardı etmeyeceklerine inanıyorum. İnsanların bilgiye bedel ödemen ulaşmasını sağlama inceliğini gösterdiği için altkitap’a emeği geçen herkesi kutluyorum.
Altkitap edebiyatımızın içinde güzel bir noktada ve hala edebiyatımıza hizmet etmekte: Geride bıraktığımız 2006 senesinde seçici kurulu Adnan Kurt, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy ve Yekta Kopan‘dan oluşan “Altkitap 2006 Öykü Ödülü” verildi. Feryal TilmaçTrilobis” adlı öyküsüyle birincilik ödülünü almaya hak kazandı.
Uzun sözün kısası, http://www.altkitap.com adresine bir uğrayın derim. Eminim bu adreste kaybedeceğiniz zamandan çok daha değerli şeyler kazanacaksınız!

Bloglarda Kopyala/Yapıştır Salgını!

Bloglar insanaların kendisine ait olanı, düşüncelerini veya eserlerini paylaşmaları için büyük bir imkan sağladı; insanımız artık düşüncelerini rahatlıkla paylaşacak bir ortama kavuştu derken bloglarımız amansız bir salgın sonucu foknksiyonlarını büyük oranda yitirdi.

Diogenes’in gündüz vakti fenerle insan aması gibi bizler de blog gibi blog arayışındayız. Kopyala/Yapıştır mantığı o kadar egemen hale gelmiş ki sanki her blog birbirinin tıpkısı.

Bu noktada sosyal ve kültürel saptamalar da yapmak mümkün. Öncelikle karşımızda duran bu kopyala/yapıştır durumu; insanımızın hala yeteri kadar düşünemediğini, ortaya birşeyler koymakta zorlandığını gözler önüne seriyor. Bu kadar güzel ve zengin bir coğrafyada insanımızın düşünsel dünyasının böylesine vasat ve fakir olması, bilinçli her yurttaşı kaygılandırmalıdır. Bu durum Türkiye’nin hukukundan tutalım da yönetimine kadar her kademede aleyhimize işlemektedir: bir şeyleri hazır olarak alıp kanıksamaya öylesine alışmışız ki bizde bize ait olan birşey kalmamış…

Şükür ki atalarımız bizden daha güzel şeyler ortaya çıkartabilmişler. Zamanında ne güzel söylemişler; ne ekersen onu biçersin, diye. Gerçekten de öyle; bu gün dün ektiklerimizi biçiyoruz, hatta birşey ekemediğimiz için koca tarlada biçecek ot arıyoruz. Türkiye’de kitap okuma oranı yalnızca %4.5! Japonya’da bir yılda 4 milyar 200 milyon litap basılırken, Türkiye’de bu sayı 23 milyon 386. Yani Türkiye’de bir yılda basılan kitai, Japonya’da neredeyse bir günde basılıyor.

İşin daha tuhaf tarafı ilerleyeceğimize geriliyoruz, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ivme gün geçtikçe düşüyor. Ne yazık ki o zamanlar binbir zorluklar içerisinde yaptıklarımızı, bu gün oldukça geniş imkanlar içerisinde olmamıza rağmen yapamıyoruz. Türkiye’de üniversite bitirenlerin sayısı son yıllarda on dört kat arttığı halde, kitap okuyanların sayısı 1965 yılındaki oranın onda birine geriledi! Yani nicelik olarak ilerliyor görünsek de nitelik konusunda oldukça gerilediğimiz ortaya çıkıyor.

Bu tablolar önümüzde serilmiş dururken, bloglarda neden kopyala/yapıştır salgını başladı demek abes kaçıyor, doğruusu. Atalarımızın dediği gibi ne ektiysek onu biçiyoruz/biçemiyoruz! Cumhuriyetin başlarında ulu önderin ve çevresindekilerin o zor koşullarda yakaladıkları ivmeyi aşmak bir yana muhafaza dahi edememişiz.

Aslında bu noktada insanımızı suçlamak da bir yanılgı; insanımızı okuyor yazıyor diye hapishanelerde işkence odalarında çürütenlerde, büyük değerlerimize anadolu topraklarını yasak edenlerde de suç aramalıyız…