Yeni Sinemacılardan Güzel Bir Film: Çoğunluk

Bir mağazaya dair zihinlerimizde oluşan ilk yargıları vitrininden ediniyoruz. İyi vitrin, iyi bir mağazanın habericisi oluyor. Sinemada ise bu fonksiyonu oyuncular üstleniyor. En azından ben, bir film hakkında ilk izlenimimi oyuncularına bakarak ediniyorum ve çoğu zaman film hakkındaki bu ilk izlenimim değişmiyor.

Yeni Sinemacılar tarafından beyaz perdeye kazandıralan Çoğunluk, bu noktada iyi bir vitrine sahip. Filmde Settar Tanrıöğen ve Erkan Can gibi iki usta oyuncu rol alıyor. Bartu Küçükçağlayan, Esme Madra ve Nihal Koldaş da oyunculuklarıyla filme ayrıca değer katıyor.

Seren Yüce’nin yönettiği  filmin, İstanbullu orta sınıf bir ailenin oğlu Mertkan’ın hayatına odaklanan hikayesi  kısaca şöyle:

Mertkan’ın hayatı basittir: babasının inşaatlarının getir götür işlerine bakar, arkadaşlarla alışveriş merkezlerinde sağı solu keser, arabayla turlar. Bu basitliğe bir anlam bulmak için pek de hevesli değildir. Ne zaman ki Gül ile tanışır, boşluğu ve basitliği değerlendirmek için bir fırsat çıkar karşısına. Ancak babası Gül’ün kökenleri konusunda şüphecidir.

Hayatta ayrımcılıkla karşılaştığı ilk anda ona teslim olan Mertkan, çoğunluğa uyar, babasının kendisi için çizdiği yolda hayatına bir anlam bulur.

Filmi izlerken bir yandan çoğunluğun yaşadığı sığlığa tanıklık ediyor bir yandan da çoğunluğa uyan Merkan’ı yargılamaya başlıyorsunuz. Oysa Merkan’ı mahkum etmek çok da doğru değil. Ne yazık ki “çoğunluğa uymak” insanın doğasında olan birşey. Daha önce “Sürü Psikolojisi Bilimsel Olarak Kanıtlandı” başlıklı bir yazımda bunun bilimsel olarak kanıtlandığını da yazmıştım. İnsan geçmişten taşıdığı izler nedeniyle çoğunluğa uyma eğiliminde. Ancak özel insanlar çoğunluğa rağmen farklı bir yolda ilerleme cesaretini gösterebiliyor ve çoğu zaman da dışlanıyorlar.

Filmi izlerken kendimi Merkan’ın yerine koydum, empati kurmaya çalıştım ve benzer şartlarda nasıl bir karar vereceğimi düşündüm. Çoğunluğa mı uyardım yoksa bunun sunduğu konforu bir yana bırakır ve kendi yolumu mu çizerdim?

Öngörmek zor ancak ben kendi yolumu çizme taraftarıyım. Elif Şafak’ın Baba ve Piç’inden aklımda kalan şu satırlar bu noktada tarafımı belirlememde önemli bir rol oynuyor: “Toplum ile benlik arsında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asma köprü varsa, umutsuzca ikisini bağlamaya çabalamak yerine, pekâlâ asma köprüyü yakıp Topluma uzaktan veda etmek suretiyle, ebediyen Benliğin tarafında kalabilirsin.

Daha fazla uzatmadan toparlamam gerekirse, Çoğunluk etkileyici bir film. 67. Venedik Film Festivali’nde aldığı Geleceğin Aslanı ve 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nde aldığı En İyi Film (Seren Yüce), En İyi Yönetmen (Seren Yüce) ve En İyi Erkek Oyuncu (Bartu Küçükçağlayan) ödülleri de bunu gösteriyor. Fırsatını bulup, izlemenizi öneririm.

Elif Şafak’tan “Baba ve Piç”

Her adımda daha da ağırlaşan çantam sırtımda, okulun tüm yorgunluğu bedenime sinmiş, yürüyordum caddede. Akşamüzeri kaldırıma kurulan korsan CD ve kitap tezgahlarına da göz gezdirerek her zaman kitap aldığım kitap sergisine yöneldim. Yeni ne diyerek göz gezdirirken bir anne oğul geldiler, anladığım kadarıyla çocuğa öğretmeni Atatürk hakkında bir kitap okuma ve özet çıkartma ödevi vermiş. Zamanın reklam bombalarından nasiplenmiş olsa gerek çocuğun annesi “Şu Çılgın Türkler“i kaptı yerden. Uzunca bir süre evirdi çevirdi, sayfalarını kontrol etti, sonunda 5 YTL çıkarttı verdi. O sırada çocuk, hafif bir muziplikle “Baba ve Piç” diye bağırdı. Kadın bir an için anlam veremese de nar kırmızısı “Baba ve Piç“i görünce anladı: “Sus oğlum, ayıp!

Elif Şafak‘la tanışmam bu vesileyle oldu. O gün satın alıp, çantama koyduğum kitaplar arasında “Baba ve Piç” de vardı. Daha sonradan kitap mahkemelik olacak, protestolar yaşanacaktı. Kitabı bir çırpıda okuyup bitirdim, kendimden birşeyler bulabildim. Hayatta okunması gereken yüz kitap listesinde belki yer alamayacak olsa da şu hayatta okurken kaybedeceğiniz zamandan fazlasını kazanacağınız bir kitap “Baba ve Piç“.

Elif Şafak, “Bir tarafta mağrur laikçi modernistler konumlanmış. Burunlarından kıl aldırmazlar, tek bir eleştiri yapamazsın. Orduyla devletin yarsı onların arkasında. Öte tarafta muhafazakar gelenekçiler, Osmanlı mazisine hayran, onlar da atalarına laf ettirmez, eleştiri kaldırmaz. Halkla devletin geri kalanı onların arkasında. Ee, bize ne kalıyor?” diye yazarken Türkiyenin sosyolojik yapısını oldukça ortaya koyuyor.

Okuyan, yazan her insanın düştüğü toplumdan uzak olma, kendi olma durumunu “Toplum ile benlik arsında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asma köprü varsa, umutsuzca ikisini bağlamaya çabalamak yerine, pekâlâ asma köprüyü yakıp Topluma uzaktan veda etmek suretiyle, ebediyen Benliğin tarafında kalabilirsin.” satırlarıyla oldukça iyi açıklıyor…

Türkiye’de sık sık yaşadığımız askeri müdahaleleri ve halkın bu müdahaleler karşısındaki tepkisizliğini “Ordunun yönetime el koymasından daha kötü ne olabilir? Ordunun yönetime el koyduğunu kimsenin iplememesi.” satırlarında oldukça çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitap içerisinde Türkler ve Ermeniler hakkında farklı bakış açılarını bulabilir, az da olsa bilgi sahibi olabilirsiniz. Mesela ben Ermenilerin burunlarının pek ‘normal ölçülerde’ olmadığını “Baba ve Piç“i okuyarak öğrendim. Platonun her türlü fiziksel teması iğrenç ve rezil bulduğunu ve Elif Şafak‘ın bu noktadaki bakış açısını tebessümle okudum: “Platon her türlü fiziksel teması rezil ve iğrenç kabul eder çünkü Eros’un gerçek gayesinin güzellik olduğunu düşünür. Cinsellikte güzellik yok mu hiç? Platon’a göre hayır. O daha “yüce amaçlar” peşindedir. Bana sorarsan nice düşünür gibi Platon’un da derdi, adamakıllı düzüşmemiş olmasıdır.

Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak mümkün ama ben bu kadarının kitabı tanıyabilmeniz için yeterli olacağını düşünüyorum. Kitap hakkında gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da kitabı Aslı Biçen‘in dilimize kazandırmış olması: Kitabın orjinali hatırladığım kadarıyla İngilizce idi.

Ayrıca kitap içerisinde Johnny Cash‘ten pek çok alıntıyı da bulmanız mümkün, sevenlerine duyrulur.