Arşiv 2013/01/23

Saint Joseph Lisesi’nde “Yeni Medya”yı Masaya Yatırdık

20130121_160226

İstanbul Saint Joseph Lisesi‘nde düzenlenen “Medya Günleri“nde “Yeni Medya” olgusunu ve klasik medyanın geleceğini konuştuk. Ani Pekman’ın konuğu olarak gittiğimiz etkinlikte öğrencilerle klasik ve yeni medya ile bilgi teknolojilerinin geleceğimizi nasıl şekillendireceği üzerinde durduk.

Saint Joseph Lisesi gibi önemli bir kurumun çatısı altında bu etkinliği yapmış olmak benim için de öğretici oldu. Bugüne kadar, teorik olarak, klasik medyanın bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişime direnemeyeceğini, zorla da olsa ciddi bir değişim, dönüşüm yaşayacağını söylüyordum. Bu etkinlik vesilseiyle bunun prtaikte başladığını görmüş oldum.

Yeni bir nesil geliyor ve Türkiye’nin geleceğini kuracak bu nesil ebeveynleri gibi gazete, dergi ya da kitap almıyor. Radyo dinlemiyor, televizyon izlemiyor. Milyonlarca genç gazetesini, degisini ve kitabını internetten ediniyor. Üretilen tüm bu enformasyonu elektronik ortamda tüketiyor. Aynı şekilde radyo ve televizyonlara ulaşmak için de gençlerin kullandığı mecralar genellikle eletronik oluyor. Artık medya, elektronik ortamda var oluyor: bilgi elekotonik ortamda üretilip, yine bu ortamda tüketiyor.

Medya hızla değişiyor ve gelişiyor. Bu dönüşüme seyirci kalan medya kuruluşlarının geleceği net bir şekilde görünüyor: Değişime ayak uydurmayanlar, yani yeni neslin cep telefonlarındaki uygulamalar arasında var olamayanlar kısa bir süre sonra yok olacaklar.

Hafta başındaki blog yazımda, “21 Ocak’ın güzel bir gün olacağı kanatindeyim” demiştim, öyle de oldu. Saint Joseph Lisesi’ndeki etkinlik benim için de, benimle birlikte etkinliğe katılan Levent Özen ve Elif Akın için de oldukça öğretici ve keyifli geçti. Deneyimlerimizi öğrencilerle paylaşırken, onlardan da çok şey öğrendik. Dilerim ileryen zamanda bu tür etkinliklere ayıracak daha fazla zaman bulur ve bu alanda da çalışmalarımı sürdürürüm.

Politik Akademi Koordinatör Kadrosu Genişliyor

2007 yılından bu yana “Değiştirmek için anlamak, anlamak için Politik Akademi” sloganıyla çıktığımız yolda emin adımlarla ilerliyoruz. Politik Akademi koordinatörleri olarak çağımızın hızlı değişim ve gelişim ortamına uygun olarak her geçen gün daha büyük işlere imza atmak için çabalıyoruz. Bu süreçte koordinatör kadromuz da genişliyor.

Politik Akademi koordinatörleri arasına bu hafta yeni bir isim daha katıldı. Uludağ Üniversitesi’nde Uluslararsı İlişkiler öğrenimi gören Abdülkerim Arslan, bundan böyle Politik Akademi koordinatörü olarak projenin sosyal medya ve bilgi teknolojileri ayağını yönetecek. Politik Akademi’nin Twitter, Facebook ve Youtube‘taki profilleri bundan sonra Abdülkerim Arslan tarafından sürekli olarak güncellenecek ve geliştirilecek.

Politik Akademi genel koordinatörü olarak, Abdülkerim Arslan’a ailemize hoş geldin diyor, çalışmalarındaki başarılarının devamını diliyorum. Dilerim bu süreç ona da Politik Akademiye’de yararlı olur.

Türkiye’nin TV Tarihi ve Birand

Usta gazeteci Mehmet Ali Birand bugün binlerce seveninin katıldığı bir cenaze töreniyle toprağa verildi. Birand’ın ölümü beklenmedikti, hemen her ölüm gibi.

Öylesine alışmıştık ki her akşam onu görmeye, sanki o hiç ölmeyecekmiş gibi yanlış bir kanıya kapıldık. Ancak hayatın herkes için kısa olduğunu, onun ölüm haberiyle hatırladık.

Mehmet Ali Birand’ı kaybettiğimiz için üzgünüm.

Yazının başlığından da anlayabileceğiniz gibi Türkiye’nin televizyonculuk tarihini Mehmet Ali Birand’sız değerlendirmek pek mümkün değil. 32. Gün ve bu programda yetişen Serdar Akinan, Cüneyt Özdemir, Mithat Bereket, Oray Eğin ve Can Dündar gibi gazeteciler televizyonculuk tarihimizin önemli isimleri arasında. Hepsinin üzerinde Mehmet Ali Birand’ın emeği var, en azından onlar öyle söylüyorlar.

Mehmet Ali Birand’ı en verimli olacağı çağında yitirdik. Son zamanlarda yaptığı açıklamalar, duruşu bunu gösteriyordu. Enver Aysever’in CNN Türk’teki Aykırı Sorular programında  “Artık bu yaştan sonra çekinecek hiçbirşeyim yok, doğru bildiğimi söylerim” diyordu. Ancak buna pek de fırsatı olmadı.

Seveni kadar, sevmeyeni de olan bir isim Mehmet Ali Birand. Ancak herkes şunu kabul etmeli, Birand’ın Türkiye’nin televizyonculuk serüveninde önemli bir yeri var ve ondan boşalacak koltuğu doldurmak hiç de kolay olmayacak. Kendisi “Türkiye’de anchorman yok” diyordu, haklıydı ancak yine de en iyi “anchorman” adayımız da ondan başkası değildi.

Saint Joseph Lisesi’nde “Yeni Medya”yı Anlatacağım

stjoseph-logoİnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği (İGBD) olarak çalışmlarımızı Türkiye geneline yaymaya başladık. Medyada yaşanan değişim, dönüşüm sürecini anlamak ve anlatmak amacıyla çıktığımız yolda Bursa dışındaki ilk durağımız İstanbul olacak. 21 Ocak 2011 Pazartesi günü Saint Joseph Fransız Lisesi’nin düzenlediği Medya Günleri’ne katılacak ve son gelişmeleri öğrencilere anlatacak, hep beraber medyanın yarınlarını tartışacağız.

İGBD Yönetim Kurulu Başkanı Levent Özen ve Olay TV Haber Merkezi’nden Elif Akın’ın da katılacağı etkinlikte ben de “Yeni Medya” konulu bir sunum yapacağım.

Bugüne kadar gazeteciler başta olmak üzere birçok profesyonele ve üniversite öğrencilerine yeni medyayı ve medyanın dönüşümünü anlatmıştım. Ancak ilk kez lise öğrencilerine bunu anlatacağım. İlk bakışta daha kolay gibi görünse de aslında konferansın daha zor olacağı kanaatindeyim. Ne de olsa yeni medyayı gençler herkesten daha iyi kullanıyor.

Saint Joseph Fransız Lisesi gibi Türkiye’nin en iyi beyinlerinin yetiştiği bir okulda olmak ve Türkiye’nin geleceğinde etkili olacağını düşündüğüm gençlerle yeni medyayı konuşmak eminim bana da birşeyler katacaktır. 21 Ocak’ın güzel bir gün olacağı kanatindeyim, umarım öyle de olur.

İnsanın Ürettiklerini Arşivlemesi

Çok düzenliyimdir diyemem ancak düzensiz de sayılmam. Bundan olsa gerek yazmaya başladığım günden bu yana karaladığım ve önemsediğim hemen herşeyi bir kenarda arşivlemeye çalıştım. Zaten çocuk yaşta bilgisayarla tanışmış birisi olarak, teknoloji de çoğu elektronik olan bu doyasaları arşivlememe oldukça yardımcı oldu.

Bugün kişisel arşivim yüzlerce yazı, onlarca video ve azımsanmayacak kadar ses dosyasından oluşuyor. Bunları özenle saklamamın sebebi kendimi önemsemem değil. Amacım geçmişime dönüp baktığımda geride neler bıraktığımı görebilmek. İşte bu nedenle arşiv yapmaya önem gösteriyor ve devam ediyorum.

Özellikle geçmişte kaleme aldığım yazılar değerli geliyor bana. Çoğunda birçok hata ve bugün paylaşmadığım düşünceler var ancak bu daha da önemli kılıyor onları. Düşüncelerimin ve hayata bakış açımın o günlerden bu yana nasıl olgunlaştığını, geliştiğini görme şansı yakalıyorum. Bu da bana büyük bir haz veriyor çünkü yerimde saymadığımı görüyorum.

2007 yılından bu yana farklı adreslerde de olsa düzenli olarak yazdığım kişisel blogum da aslında önemli bir arşiv oldu diyebilirim. Burada da yüzlerce yazı, video blog altında ona yakın video ve podcast bölümünde ise ses dosyalarım var. Bu çerçeveden düşününce blogumu değerli kılan en önemli özelliğin de bu olduğunu görüyorum. İşte bu yüzden size de kişisel bir blog açmanızı öneriyorum: hem de başkaları okusun diye değil, yıllar sonra siz okuyup geride kalan günlerde neler yaptığınızı görebilesiniz diye…

2013’e Dair Plan ve Projeler…

2013 benim için özel bir yıl olsun istedim. Hatta bunun için severek yaptığım işimden istifa ederek ayrıldım. Şu anda önümde uzunca bir yıl uzanıyor ve ben bu süreci en yararlı olacak şekilde değerlendirmek istiyorum. Şüphesiz insan hayatında bir yıl az bir süre ancak ben bu süre zarfında elimden geldiğince kendimi keşfetmeye ve geliştirmeye ısrarlı olacağım. Hedeflerim var ve bu yıl içerisinde tüm bu hedeflere ulaşmak istiyorum.

2013’ün hayatımın dönüm noktalarından bir tanesi olması için çalışacağım. Medya’dan çok kopmadan akademik anlamda kendimi olabildiğince geliştireceğim. Bunun için girmem gereken sınavlarda en iyi puanları almak için mücadele verecek öte yandan yabancı dil konusunda kendimi çok daha geliştireceğim. En önemlisi de Uluslararsı İlişkiler ve özellikle de Orta Doğu alanında Türkiye’nin en iyi akademisyeninden dersler alacağım. Orta Doğu’da her ne olup bitiyor, ilerleyen yıllarda en iyi analizleri benden duyacaksınız. (En azından ben bunun olması için çabalayacağım.)

Ayrıca 2013’de hayatıma sağlıklı yaşam kaygısını ve özellikle de sporu dahil etmek istiyorum. Çünkü hayat uzun yaşamaya değecek kadar güzel.

Sözün özü 2013’ün kendi adıma çok verimli geçtiğini düşündüğüm 2012’den (2012’de neler olmuştu?) daha da iyi bir yıl olması için mücadele edeceğim. Dilerim başarılı olurum.

Yazıma son vermeden bir teşekkür borcumu da ödemek istiyorum. Tüm bu süreçte beni her anlamda destekleyen aileme ve bana inanan güzel insanlara da teşekkür ediyorum. Çünkü onlar olmasalardı hayatımda bu kadar radikal kararlar alamayabilirdim ve tüm bunlar içimde bir ukte olarak kalabilirdi.