Arşiv 2013/09/10

Açlık Grevindeki İranlı Blog Yazarı Destek Bekliyor

2009’dan bu yana  tutuklu bulunan İranlı blog yazarı Hüseyin Rınagi Maliki dünyaya sesini duyurmak için için açlık grevi başlattı. 9 Ağustos’tan bu yana açlık grevini sürdüren ve hayati tehlike nedeniyle hastaneye nakledilen Hüseyin Ronagi tüm dünyadan destek bekliyor.

Hayati tehlikesi bulunan blog yazarı sevk edildiği hastanede tıbbi desteği de reddederken, Maliki’ye destek vermek için oğlu gibi açlık grevine başlayan annesi Zuleyha Musavi’nin de durumunun kritikleştiği bildiriliyor. İran Analiz’in verdiği habere göre Baba Ahmet Maliki, evladı ve eşinin içinde bulunduğu tehlikeli durumdan sonra derece endişeli olduğunu ifade ederken, İran devletine ve tüm dünyaya gereken adımların bir an önce atılması çağrısında bulundu.

Yetkililerin kötü muamelede bulunduğu ve gerekli özeni göstermediği, açlık grevine başlayan oğlunun taleplerinin dikkate alınmaması sebebiyle, destek için anne Züleyha Maliki’nin de açlık grevine başladığı biliniyordu. Oğlunun kötü durumuna üzülen ve destek için açlık grevine başlayan annenin de şu an yataktan dahi kalkamayacak bir durumda olduğu belirtildi.

2009′da Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanı seçildiği tartışmalı seçimlerin ardından başlayan tutuklama furyasında gözaltına alınan binlerce aktivist, öğrenci, düşünür, yazar, çizer ve gazeteciden birisi olan Ronagi Maliki rejime karşı propaganda yapmak, ülkenin dini lideri Hamaney’e ve Cumhurbaşkanına hakaret etmek iddiasıyla suçlanmıştı.

Uluslararsı insan hakları kuruluşları Maliki aleyhinde ciddi delillerin olmadığı, böylesi soyut iddalar ile benzeri birçok İranlının sindirildiği, haksız yere tutuklanıp cezaevlerinde tutulduğu yönünde raporlar hazırlasa da İran hükümetinin tavrında bir değişiklik olmamıştı.

Yeni Medya Okulunuz: Medya Akademi Yayın Hayatına Başladı

Politik Akademi, Tasarım Akademi derken Akademi Medya grubumuzun üçüncü projesini de hayata geçirdik. “Yeni Medya Okulu” sloganıyla Medya Akademi de yayında…

Akademi Medya ekibi olarak medyanın yaşadığı hızlı dönüşüme seyirci kalmamak, bu sürecin bir parçası olmak için yola çıktık.

Politik Akademi ve Tasarım Akademi‘den sonra yayın hayatına başlayan Medya Akademi’de bu amaçla yayınlar yapacak ve sektörün geleceğine ışık tutmaya çalışacağız. Daha fazlasını oku

Klasik Medya’nın Propaganda Aracı Olarak Kullanılması

Gazete, dergi, radyo ve en nihayetinde televizyon gibi araçların bir bütününden oluşan klasik medya, dünden bugüne siyasi tarihin baş aktörleri arasındaki yerini korumuştur. Öyle ki birçok kişi ve ideoloji bu araçların yardımıyla iktidarı ele geçirmiş ve yine bu araçlar sayesinde uzun yıllar iktidarda kalmayı başarmışlardır.

Klasik medya araçlarını kullanarak iktidara emin adımlarla yürüyen isimlerin başında Adolf Hitler sayılabilir. I. Dünya Savaşı’nda klasik medya araçları ile yapılan propagandaların yıkıcı etkilerini gören Hitler, bu gücü Almanya’da iktidarı ele geçirmekte ve II. Dünya Savaşı sürecinde uluslararası propaganda yapmakta en aktif şekilde kullanmıştır. Öyle ki Adolf Hitler liderliğindeki Nazi Partisi, Alman medyasının neredeyse tamamını, tirajlar göz önüne alınırsa toplamda %96′sını kendi emelleri doğrultusunda kullanmış, yönlendirmiştir.

Klasik medya araçlarını kullanan tek lider Adolf Hitler de değildir. Siyasi tarihe bakacak olursak, dünyanın dört bir tarafında klasik medya araçlarının iktidarın egemenliği ya da kısmi etkisi altında olduğunu görmek mümkün olacaktır.

Dördüncü kuvvet nitelemesinde bulunulan (klasik) medyanın aslında başlı başına bir kuvvet olmadığını ortaya koymak gerekmektedir. Tarafsızlık iddiasıyla ortaya çıkan klasik medya anlayışı, ne yazık ki çoğu zaman tarafsızlık idelinin yanına bile yaklaşamamıştır. Gazete, dergi, radyo ve televizyon yayıncılığının yüksek sermaye gereksinimi, klasik medya yayınlarının sermayedarların egemenliğine girmesini kaçınılmaz kılmıştır. Söz konusu sermayedarlar, çoğu zaman iktidardan etkilenmiş, gönüllü ya da zorunlu olarak iktidar propagandası yapmak durumunda kalmışlardır.

Bugün Türkiye’de yaşanan süreç de açıkça göstermektedir ki klasik medya, tarafsız olamamakta ve çok ciddi boyutlarda iktidardan etkilenmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin veya çeşitli cemaatlerin medya üzerindeki hakimiyeti su götürmez bir gerçektir. Burada sorgulanması gereken konu söz konusu siyasal kesimlerin klasik medya araçları üzerinde nasıl bir baskı oluşturup oluşturmadığından ziyade klasik medya araçlarının bu baskıya neden karşı koyamadıklarıdır? Çünkü iktidardar değise bile klasik medya araçlarının iktidarlara karşı duruşları değişmemekte, adeta her iktidara, iktidarının gücü oranınca boyun eğilmektedir.

Mevcut klasik medya araçlarında bunca yüzyıl sonrasında bir değişim beklemek, en azından şimdilik hayalcilik olacaktır. Ne yazık ki klasik medya araçları daha uzun yıllar iktidarların temel propaganda ve meşruluk araçları olarak hayatlarını sürdürmeye devam edeceklerdir.

Fakat 21. yüzyılda, bilgisayar ve internetin gelişmesiyle birlikte yeni medya araçları doğmaya başlamıştır. Özellikle internet gazeteleri ve kişisel günlükler olarak tanımlayabileceğimiz bloglar, medya anlaşında önemli değişikliklere önayak olmuşlardır.

Yeni medya araçları, klasik medya araçlarının aksine hemen hemen hiçbir sermaye gereksinimi duymamakta ve bu oranda özgür ve iktidarlardan bağımsız yayınlar yapabilmektedir. Julian Assange imzalı Wikileaks bunun en güzel ve güncel örneğidir. Julian Assange önderdiğinde oluşturulan Wikileaks adlı internet haber sitesi dünden bugüne özgür ve bağımsız habercilik anlayışıyla birçok kez gündeme gelmiş ve hatta gündemi baştan sona değiştirmiştir. Yine dünyanın dört bir tarafındaki milyonlarca blog da yeni medya anlaşının bağımsızlığı ve özgürlüğü adına verilebilecek iyi bir örnektir.

İlerleyen zamanda Wikileaks benzeri ulusal ve uluslararası yeni medya araçları büyük bir hızla artmaya başlayacaktır. Blogların hızına ise bugün bile erişmek mümkün görünmemektedir.

Meyda bunca yüzyıllık serüveninde belki de ilk defa iktidarlardan bu kadar bağımsız ve özgür olabilmiştir. Yeni medya araçları, sadece medyayı dönüştürmekle kalmamış medya ve iktidar ilişkilerini de ciddi anlamda değiştirmeye başlamıştır. Şüphesiz ki bu değişim öncelikle demokrasinin ve toplumların yararına olacaktır.