Arşiv 2012/01/25

Podcast Yayıncılığına Başlıyorum

Geç de olsa podcastle tanıştığımı ve bu şekilde de yayın yapmak istediğimi daha öncesinde yazmıştım. O günden bu yana  işten fırsat buldukça podcast yayınlarını dinlemeye ve bu teknolojiyi anlamaya çalıştım. Geçtiğimiz günlerde ilk podcast yayın denemem başarılı olunca hafta içerisinde düzenli yayınlara başlama kararı aldım.

Gün içerisinde iyi bir mikrofon ve kulaklık aldıktan sonra ikinci yayın denememi yapacak ve montajının ardından hafta içerisinde blogumda sizlerle paylaşacağım. İlerleyen haftalarda ikinci, üçüncü podcastler de gelecek. Sizler tüm bu podcast yayınlarına sağ sütunda yer alan “Podcasts” bağlantısından ulaşabileceksiniz.

Podcast yayıncılığında çok iddilalı değilim, bunu yolun başındayken söyleyeyim. “Başarılı olmak” gibi bir kaygım da yok, tek amacım keyif almak. Keyif aldığım sürece bu işi yapmaya devam edeceğim. Bu süreçte dinleyenlerin  de keyifli bir zaman geçirmelerine vesile olabilirsem ne mutlu…

Uğur Mumcu ve Gazetecilik

Bugün, 24 Ocak 2012.  Bugün, Uğur Mumcu’nun katledilişinin 19. yıldönümü. Bugün benim için, Türkiye için önemli ve bir o kadar da hüzünlü birgün!..

Uğur Mumcu’yu o hayattayken tanıma, okuma şansım olmadı. 24 Ocak 1993 tarihinde o evinin önünde düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybettiğinde ben henüz dört beş yaşlarında bir çocuktum. Ancak yıllar çabuk geçti ve onun yazdıklarını, onun hakkında yazılanları okudukça tanımaya, örnek almaya başladım Uğur Mumcu’yu…

Benim gazeteci olmamda, medyaya yönelmemde önümde duran Uğur Mumcu modeli oldukça etkili oldu. Sevgi Özel’in kaleme aldığı “Uğur Olsun! Bir Devrimcinin Öyküsü” adlı kitabı bir solukta okuyup bitirdiğim gün “Tamam” dedim, “Ben bir gazeteci olacağım, ben Uğur Mumcu gibi bir gazeteci olacağım!..

Bugün 24 Ocak 2012. Uğur Mumcu’nun katledilişinin üzerinden tam 19 yıl geçti. Ben 24 yaşında, henüz yolun başında genç bir gazeteciyim.

Türkiye Uğur’suz bir 19 yılı geride bırakırken, ben de kendime söz verdiğim gibi bir gazeteci olmayı başardım anlayacağınız.

Ancak şimdi önümde daha zor bir yol var: Türkiye’de gazeteci olmak ne kadar kolaysa, Uğur Mumcu gibi bir gazeteci olmak da o kadar zor!.. Ancak bu bir tercih meselesi değil, aksini yapamamak…

Gülçer Yılmaz Aydın PatİKa Adlı Blogunda Yazmaya Başladı…

Geçtiğimiz yıl, Mart ayında KOSGEB’ten girişimcilik eğitimi kazanmış ve bunu blogumda paylaşmıştım. Bu eğitim süresince birçok insanla tanışma  fırsatım oldu. Eğitimler vesilesiyle tanıdığım insanlardan birisi de Gülçer Yılmaz Aydın’dı.  Gülçer Hanım, başta insan kaynakları olmak üzere farklı alanlardaki bilgi ve deneyimlerini paylaşarak o zamanlar birer girişimci adayı olan bizlere destek oldu.

Gülçer Hanımla eğitimler sonrasında da görüşmeyi sürdürdük. Başarılı bir iş hayatının ardından gelen emeklilik sürecinde yaptıklarını, duygu ve düşüncelerini en azından Facebook’tan izlemeye çalıştım. Geçtiğimiz gün yine  Facebook’a göz atarken Gülçer Hanımın kendisine hediye edilen bir blogta yazmaya başladığını öğrendim. “15 yaşımda Türk Dil kurallarını öğrendim, 35 yaşımda bilgisayarla tanıştım, 48’imde Facebook ‘çu oldum” diyen Gülçer Hanım, şimdi de PatİKam adını verdiği blogunda hayata ve hayatına dair yazılar kaleme alacak.

PatİKam henüz iki günlük bir blog ancak şimdiden içerisinde onca bilgi ve deneyimi okumak mümkün. Gülçer Hahım’ın hayatını okumak bile pek çoklarımıza ilham vermeye yeter. Bu blogu ilgiyle takip etmenizi öneriyorum, emin olun hayatınıza katacağınız çok şey olacak…

Geç De Olsa Podcast İle Tanışmak

Podcast, yıllardır duyduğum ancak nedir ne değildir diye detaylı incelemediğim bir teknolojiydi. Dün, fırsatını bulup inceledim ve bunca zamandır neden bir podcast dinleyicisi (ve hatta yayıncısı) olmadığım için kendime kızdım.

Her birimizin hayatında yeri olması gerektiğini düşündüğüm “Podcast”‘in ne olduğunu merak ediyorsanız,  henüz Türkçe bir karşılığı olmayan kelime Oxford Amerikan Sözlüğü’nde şöyle yer alıyor:

Radyo yayını ya da benzer bir programın internetten çekilebilir ve kişisel ses cihazlarından dinlenebilir hale gelmesini sağlayan sayısal (dijital) kayıt.

Daha da somutlaştıracak olursak, Podcast, bildiğimiz radyo programlarının MP3 çalarımıza ya da benzer bir cihaza aktarılabilen ve dilediğimiz zaman dinleyebileceğimiz versiyonunu oluşturuyor. Pek çok yayıncı kuruluş ( Örneğin TRT, BBC, DW… ) klasik yayınlarının yanı sıra takipçilerine Podcast ile de ulaşıyor. Ayrıca Türkiye’den birçok blog yazarının da PodCast yayını var.

Podcast eğlencenin yanı sıra ve hatta daha yoğun bir şekilde eğitim amacıyla kullanılıyor. Podcast dinleyerek yabancı dil öğrenenler bile var. Wikipedia da Podcast’in eğitim amacıyla kullanımının yayıldığını vurguluyor.

Hızla ve çok fazla yolla genişleyen alan günümüzde özellikle eğitim amaçlı, tanıtım gibi alanlarda ve hatta emniyetten sorumlu kurumların dahi güvenlik amaçlı kullanımına girdi. Eğitim alanındaki işleviyle podcasting, öğrencilerin ve öğretmenlerin herhangi bir zaman ve yerde bilgiyi paylaşmalarını sağlayabilmektedir. Bu özelliğinden dolayı uzaktan eğitimdeki yeri önemlidir.

Oturduğunuz yerden birşeyler öğrenmek ya da trafikte harcadığınız zamanı değerlendirmek istiyorsanız Podcast tam size göre. İlk dinlememi bu sabah işe gelirken yaptım ve inanın oldukça yararlı oldu.

Eğer hala Podcast ile tanışmadıysanız ve geç kaldığınızı düşünüyorsanız sizinle araştırmalarım sonrasında ulaşabildiğim güncel kaynakların bir bölümünü paylaşmak istiyorum:

Açık Radyo | Tüm Podcast Kanalları: http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=25014

Deutsche Welle | Bilim ve Teknik: http://rss.dw-world.de/xml/podcast_Bilim-ve-Teknik

Deutsche Welle | Kültür ve Lifestyle: http://rss.dw-world.de/xml/podcast_tur_kultur_lifestyle

Deutsche Welle | Gençlik: http://rss.dw-world.de/xml/podcast_tur_jugendmagazin 

Serdar Kuzuloğlu: http://mserdark.com/category/podcast

M. Nuri Çankaya: http://www.nuricankaya.com/podcast.asp

Üç dört saatlik bir araştıra sonrasıda benim ulaşabildiğim kaynaklar bunlar. Zaman ayırıp daha fazla kanağa ulaştıkça bunları da blogumda paylaşacağım. Hatta daha da iyisi, ilerleyen haftalarda ben de bir Podcast kategorisi oluşturacak ve VideoBlogging’ten sonra PodCasting’i de deneyeceğim. Dilerim, okuduğunuz gibi gibi podcast yayınlarımı da dinlersiniz.

Olay TV’de Son Baskı’ya Konuk Olduk

2012 ödüllerle başladı. Turkcell Blog Ödülleri’nde Politik Akademi binlerce blog arasından önemli bir derece aldı ve Türkiye’nin en iyi haber-gündem bloglarından bir tanesi olduğunu kanıtladı. Sonrasında Olay TV’den muhabir arkadaşımız Özden Çobanoğlu, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) düzenlediği yarışmada En İyi TV Haberi ödüle layık görüldü.

Dün, ÇGD’de düzenlenen törende Özden ödülü olan tablet bilgisayarı alıdı. Sonrasında ise ikimiz de ödüllerimizi alıp, Olay TV ekranlarında Gökhan Küçükkaplıdağ’ın sunduğu SON BASKI programına konuk olduk. Oldukça keyifli geçen programda ödüllerden ve 10 Ocak Gazeteciler Günü olması nedeniyle mesleki sorunlardan bahsettik. Sosyal Medyada ve özellikle de Politik Akademi üzerine de konuştuk. Programın kamera arkasında bize Elif Akın ve Levent Özen eşlik etti.

Programı izlemek isterseniz 3 bağlantıdan birisine tıklamanız yeterli: Youtube, Vimeo, DailyMotion

Politik Akademi, Turkcell Blog Ödülleri’nde 2.lik Ödülü Aldı

Turkcell sponsorluğunda düzenlenen 2011 Blog Ödülleri‘nde Politik Akademi önemli bir başarı kazandı. NTV Haber-Gündem Blogları kategorisinde yarışan Politik Akademi jüri tarafından ikincilikle ödüllendirildi. Daha önce halk oylamasında büyük bir başarı kazanan Politik Akademi’nin jüri tarafından da ödüllendirilmesi, beni ve tüm ekip arkadaşlarımı mutlu etti.

İstanbul’da  The Point Otel Barbaros’ta düzenlenen ödül töreninde tüm ekip arkadaşlarım adına ödülü büyük bir mutlulukla kabul ettim. Politik Akademi olarak ilk ödülümüzü aldık. Ancak bu son olmayacak. Politik Akademi yenilenecek tasarım ve işleyişiyle 2012’de adından çok daha fazla söz ettirecek. “Değiştirmek için anlamak, anlamak için Politik Akademi” sloganıyla, dünyayı anlamak ve değiştirmek için çok daha fazla çaba harcayacağız. Eminim, çabalarımızın karşılığını da kısa zamanda alacağız.

Bu süreçte bizleri destekleyen tüm okurlarımıza, jüriye ve Blog Ödülleri ekibine teşekkür ediyoruz. Blog Ödülleri 2012’de görüşmek dileğiyle…

Yeni Sinemacılardan Güzel Bir Film: Çoğunluk

Bir mağazaya dair zihinlerimizde oluşan ilk yargıları vitrininden ediniyoruz. İyi vitrin, iyi bir mağazanın habericisi oluyor. Sinemada ise bu fonksiyonu oyuncular üstleniyor. En azından ben, bir film hakkında ilk izlenimimi oyuncularına bakarak ediniyorum ve çoğu zaman film hakkındaki bu ilk izlenimim değişmiyor.

Yeni Sinemacılar tarafından beyaz perdeye kazandıralan Çoğunluk, bu noktada iyi bir vitrine sahip. Filmde Settar Tanrıöğen ve Erkan Can gibi iki usta oyuncu rol alıyor. Bartu Küçükçağlayan, Esme Madra ve Nihal Koldaş da oyunculuklarıyla filme ayrıca değer katıyor.

Seren Yüce’nin yönettiği  filmin, İstanbullu orta sınıf bir ailenin oğlu Mertkan’ın hayatına odaklanan hikayesi  kısaca şöyle:

Mertkan’ın hayatı basittir: babasının inşaatlarının getir götür işlerine bakar, arkadaşlarla alışveriş merkezlerinde sağı solu keser, arabayla turlar. Bu basitliğe bir anlam bulmak için pek de hevesli değildir. Ne zaman ki Gül ile tanışır, boşluğu ve basitliği değerlendirmek için bir fırsat çıkar karşısına. Ancak babası Gül’ün kökenleri konusunda şüphecidir.

Hayatta ayrımcılıkla karşılaştığı ilk anda ona teslim olan Mertkan, çoğunluğa uyar, babasının kendisi için çizdiği yolda hayatına bir anlam bulur.

Filmi izlerken bir yandan çoğunluğun yaşadığı sığlığa tanıklık ediyor bir yandan da çoğunluğa uyan Merkan’ı yargılamaya başlıyorsunuz. Oysa Merkan’ı mahkum etmek çok da doğru değil. Ne yazık ki “çoğunluğa uymak” insanın doğasında olan birşey. Daha önce “Sürü Psikolojisi Bilimsel Olarak Kanıtlandı” başlıklı bir yazımda bunun bilimsel olarak kanıtlandığını da yazmıştım. İnsan geçmişten taşıdığı izler nedeniyle çoğunluğa uyma eğiliminde. Ancak özel insanlar çoğunluğa rağmen farklı bir yolda ilerleme cesaretini gösterebiliyor ve çoğu zaman da dışlanıyorlar.

Filmi izlerken kendimi Merkan’ın yerine koydum, empati kurmaya çalıştım ve benzer şartlarda nasıl bir karar vereceğimi düşündüm. Çoğunluğa mı uyardım yoksa bunun sunduğu konforu bir yana bırakır ve kendi yolumu mu çizerdim?

Öngörmek zor ancak ben kendi yolumu çizme taraftarıyım. Elif Şafak’ın Baba ve Piç’inden aklımda kalan şu satırlar bu noktada tarafımı belirlememde önemli bir rol oynuyor: “Toplum ile benlik arsında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asma köprü varsa, umutsuzca ikisini bağlamaya çabalamak yerine, pekâlâ asma köprüyü yakıp Topluma uzaktan veda etmek suretiyle, ebediyen Benliğin tarafında kalabilirsin.

Daha fazla uzatmadan toparlamam gerekirse, Çoğunluk etkileyici bir film. 67. Venedik Film Festivali’nde aldığı Geleceğin Aslanı ve 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nde aldığı En İyi Film (Seren Yüce), En İyi Yönetmen (Seren Yüce) ve En İyi Erkek Oyuncu (Bartu Küçükçağlayan) ödülleri de bunu gösteriyor. Fırsatını bulup, izlemenizi öneririm.