Etiket türkü öyküsü

Bitlis’te Beş Minare…

TRT 2 ekranlarında izledim, bir spiker Bitlis’li çocuklarla Bitlis’e dair sorular soruyordu. Söz dündü dolaştı, hepimizin bildiği “Bitliste 5 minare…” diye başlayan türküye geldi. Spiker şakayla karışık, haydi say bakalım şu 5 minareyi dedi.. Ufaklık ciddiye almış olacak ki, bulundukları tepeden parmağıyla da göstererek saymaya başladı: Ulu Camii Minaresi, Şerefiye Camii Minaresi…

Sunucu çocuğun teker teker saymasından olacak, şaşırarak sordu bu türkünün öyküsünü. Çocuk hevesle alatmaya başlıyordu ki yanındaki arkadaşı atıldı hemen. Bir çırpıda anlattı zamanında nasıl olup da bir babanın böylesine bir ağıt yakabildiğini.

O güzel çocuğun anlatımından aklımda kaldığı şekilde paylaşıyorum:

Bitlis birinci dünya savaşı öncesinde nüfusu otuz binleri aşan bir yerleşim yeridir. Fakat savaşın olumsuz şartlarına dayanamayan insanlar birer birer Bitlis’i terk etmeye başlarlar. Nüfus kısa sürede iki, üç bin seviyelerine kadar düşer. Tüm bunlardan habersiz, düşmanla canı pahasına savaşan Bitlis’li bir baba ve oğul memleketlerine dönerler. Geride eşlerini, kız kardeşlerini, neleri varsa bırakmış ve savaşmışlardır. Baba tüm bunları kaybetmiş olabileceğini bildiğinden olsa gerek, şehre girmeye cesaret edemez. Oğlun’a söyler. Oğlum, git bak Bitlis’e der.. Oğul tepeyi aşar ve görür Bitlis’in harabeye dönmüş o korkunç halini. Döner babasını ve der ki, “Bitliste kalmış ayakta, sadece 5 minare…” İşte o anda herşeyini ve belki de en önemlisi var olduğu toprağı kaybeden baba başlar ağıdını yakmaya, oğluna haykırır gitme, beri gel diyerek: “Bitlis’te 5 minare, beri gel oğlan beri gel…”