Yüksek Lisans ve Öğrencilik Hayatına Geri Dönmek

Üniversitede dört yılımın nasıl keyifle ve dolu dolu geçtiğini daha önce “Benim Üniversite Hayatım Böyle Geçti” başlıklı yazıda anlatmıştım. Bu dört yıl öyle keyifli geçmiş olacak ki üniversiteden ayılmam üzerinden bir yıl geçmesine ve çalışıyor olmama rağmen yeniden öğrenci olmak için üniversitenin yolunu tuttum. Uluslararsı İlişkiler bölümünde yüksek lisans yapmak için başvurumu yaptım.

Şu an için ALES ve yabancı dil puanım ile mezuniyet notum yüksek lisansa kabul edileceğim izlenimi veriyor. Ancak yarın üniversitede mülakata girmem gerekiyor.

Mezuniyetin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yarın üniversiteye mülakata gideceğim. Mutlu muyum, evet mutluyum. Heyecanlı mıyım, evet heyecanlıyım…

Eğer mülakat da başarılı bir şekilde geçerse yüksek lisans öğrencisi olarak, işten fırsat bulduğum zamanlarda üniversitede olacağım. Benim için öğretici ve keyifli bir süreç olacak. Gelişmeleri yine buradan, blogumdan paylaşacağım.

Hüseyin Nihal Atsız ve Üniversite Öğrencisi

H. Nihal Atsız önceleri önyargıyla yaklaştığım, düşüncelerine pek de önem atfetmediğim bir isimdi.

Bugün hala pek çok düşüncesine katılmıyor, eksik ya da yanlış buluyorum.

Fakat bazı düşünceleri var ki, onları not defterime kaydetmeye ve sonrasında da hayatıma dahil etmeye çalışıyorum.

Hüseyin Nihal Atsız’ın Heracles’in Anlatmak adlı blogumda öylesine güzel bir yazısı var ki, burada sizlerle paylaşma gereği duydum. Bu satırlar özellikle üniversite öğrencilerine geliyor, H. Nihal Atsız’ın kaleminden:

Sen üniversiteli misin? Öyleyse kafan olgunlaşmış, duyguların ölçülenmiş, bütün varlığınla bir şahsiyet, bir vatandaş olmuşsun demektir. Üniversiteli aydın adayı demektir. Bütün mevkilerin yarınki adayı demektir.

Üniversiteli herşeyden önce yüksek öğrenime ulaşmış bir insan olarak hoş gören, hakkı tanıyan, vicdan taşıyan insan demektir. Biliyorsun ki vicdan diye içimizdeki doğruluk, insaf ve acıma duygusuna derler.

Üniversiteli seçkin bir yurttaş en azından, seçkin yurttaş adayıdır. İlk görevi didinip çalışmak, bir baltaya sap olmak, milletin kendisine verdiklerini ödeyerek tüketici olmaktan çıkıp yaratıcı olmak durumuna girmektir. Şüphesiz senin de eğlenmeye, dinlenmeye, sevmeye, öfkelenmeye, hicvetmeye hakkın vardır. Fakat sen bunların hepsini efendice yapmaya mecbursun. Eğlencen hamal gibi, dinlenmen hayvan gibi, sevmen külhani gibi olamaz. Öfkelenip hicvettiğin zaman bile asaletini korumakla görevlisin. Hicvin ve öfken Çeşme meydanıvari oldu mu sana üniversiteli değil, sadece ‘seviyesiz’ denir.

Üniversitede Öğrenci Olmak

Geçtiğimiz günlerde “Üniversitelerde Öğrenci Kalitesi” başlıklı bir yazı kaleme almış ve üniversite öğrencilerinin öğrenmeye karşı tutumlarını ve ezberciliği eleştirmiştim. 

İlerleyen zamanda bu yazıya yapılan yorumların arasında Ali Yüksel‘in satırları gözüme çarptı. Böylesine güzel bir yorumun orada sıkışıp kalmasına gönlüm razı olmadı ve ben de buraya taşımaya karar verdim: 

Üniversitede yanlış hatırlamıyorsam sentaks dersindeyiz. Okutman Esin Eyüboğlu dersi işliyor. Anlatıyor, tahtaya yazıyor, vesaire… Bir kız “hocam tekrar anlatabilir misiniz?” diye kibarca ricada bulundu. Esin Hanım: “Çocuklar burası üniversite. Lise-ortaokul havasından kurtulun. Biz size ders anlatmıyoruz. Çalışacağınız şeyleri kabataslak gösteriyoruz. Üniversitede siz her şeyi kendiniz araştıracaksınız..” gibi sözler söyledi. Bizim gençlik üniversitede genelde şöyle bir yol izler: Sınavlarda ne sorulacak, bunları bileyim, geçerli not alayım.. Oysa üniversite asla böyle bir şey değildir. Bir konuda uzmanlaşmak ve uzmanlığını belgelemek için yol gösteren, kaynakları bildiren ve sunan bir yerdir. Bir sömestrde 50 sayfalık konu mu işlendi? Sen araştıracaksın bilgini 500 sayfaya yayacaksın. Bu bir örnek. Sözün gelişi. Ama böyle çalışmak gerekiyor. Ders konuları ile ilgili kitaplarla yetinmemeli. Onlar olmasa da olur, ben bilgimi ve tecrübemi en iyi nasıl geliştiririm diye öğrenci elinden gelenin en iyisini yapmalı. Atatürk “fikri hür vicdanı hür irfanı hür” nesiller istiyordu ama bakıyorum da yeni nesillerin bir kısmı uçkuru hür olmaktan başka bir şeyin derdinde değil; bunu çağdaşlık sanıyor. Bir kısmı ise aklını fikrini bırakmış “abi”lerinin telkinleriyle robot gibi hareket ediyor.

Sonunda Beklenen An Geldi…

Sonunda beklenen an geldi, yarın hayatımın dört yılının geçeceği topraklara doğru ilk adımımı atıyorum.
 
Bursa bekle beni, geliyorum…
İçimde bilindik duygulardan başka birşey yok, aşağı yukarı yurdum insanını ve yurdum üniversitelerini biliyorum. Bu sebepten beklentilerimi çok yüksek tutmadım, karşıma ne çıkarsa kabulüm. Uludağsözlük ve Ekşi Sözlük‘ten gerekli arama tarama çalışamalarını yaptım zaten, uyum problemi yaşamayacağımı düşünüyorum. Tek sorun Bursa‘nın benim için koca bir meçhul olması. Artık Ankara’ya her türlü olumsuzluğuna rağmen alıştığım gibi Bursa‘ya da alışamaya çalışacağım.
Anlayacağınız üzere artık sizlere Ankara‘dan değil, Bursa‘dan bildireceğim. Bursa‘da sizlere anlatacak çok şey bulmayı umuyorum, en azından kestane şekeri nedir, Uludağ‘da kayak yaparken nasıl bacak kırılır, Bursa‘da nerede iskender yenir gibisinden başlıkları kafamda şimdiden kurdum…
Yarın günümün büyük bir bölümü yolda geçecek, ardından da Bursa‘da arama ve tarama faaliyetlerim başlayacak. Haftasonuna kadar da bana rahat yok, bu süreçte yazmaya da fırsat bulamayabilirim. Bu noktada anlayışlı davranacağınıza ve bloguma göz kulak olacağınıza inanıyorum. Bir dahaki seferde Bursa‘dan bildirmek umuduyla, şimdilik hoşçakalın…