Türkiye’de ve Dünyada Eğitim Sorunu

Eğitim; siyasal, kültürel ve ekonomik boyutları olan, insanın doğumundan ölümüne kadar uzanan süreçte kendine kattığı değerler bütünü olarak tanımlanabilir. Bu noktada eğitimin önemi insana kattığı değerler ile doğru orantılıdır.
21. yüzyılda eğitimin önemi çok daha artmıştır. Bilimsel ve teknolojik atılımlar sonrasında yaşamaya başladığımız bilgi çağında devtlerin siyasal, ekonomik ve askeri güçleri doğrudan nitelikli insan sayılarıyla orantılıdır. 21. yüzyılda güç, önemli ölçüde bilgi ile bilgili insan ile elde edilmekte ve kullanılmaktadır. İnsan ve devlet, bilgisi ve eğitimine paralel olarak değerlendirilmeye başlanmıştır.
Peki günümüz eğitim sistemi insana ne gibi değerler katmaktadır? Maliyet fayda değerlendirmesi yapılacak olursa, yeteri kadar fayda sağlandığını söylememiz mümkün olabilir mi?
Bügün dünyanın dört bir tarafında devlet eliyle yürütülen katılımın zorunlu olduğu eğitim/öğretim programları mevcuttur. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri‘nde en az on yıl olmak üzere eyaletten eyalete değişen zorunlu eğitim programları söz konusudur. Eğitime milyonlarca dolar yatırım yapılmaktadır. Buna karşın maliyetle kıyaslandığında elden edilen fayda hiç ama hiç yeterli görülmemektedir.
Geldiğimiz noktada, Amerikan toplumunun hemen her kesiminden mecvut eğitim sistemine yönelik ciddi eleştiriler yapılmaktadır.
Eğitim sonunda elde edilen “eğitilmiş birey”lerin niteliği, eleştirilerin haksız olmadığını göstermektedir: Amerikan Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, ülkedeki dört yıllık üniversite öğrencilerinin çok büyük bir çoğunluğunun bir gazete makalesinde anlatılmak istenen tezi çözümlemek ya da kalp atışı ile spor yapmak arasında bir ilişkiyi kurabilmek yeterliliğinden yoksun olduklarını gösteriyor. Yine aynı araştırmanın çarpıcı bir sonucu ise dört yıllık üniversite eğitimi sonrası mezun olanların %80’inin “temel nicel okuryazarlık” yeteneğinden yoksun oldukları gerçeği.
Eğitim, öncesinde de belirttiğim üzere siyasal, kültürel ve ekonomik boyut ve sonuçları olan bir süreç. Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki eğitim sürecinin sonuçları ülke içerisinde hemen herkesi ürkütüyor ve büyük sıkıntılar yaşanmasına sebep oluyor. Ulusal İmalatçılar Birliği, “Yetenek Boşluğu Raporu” başlığıyla yayınladığı raporda çarpıcı gerçekleri göz önüne seriyor: Rapora göre Amerikalı imalatçıların yaklaşık %90’ı bilim adamları ve mühendisler de dahil, vasıflı, becerikli eleman bulmakta sıkıntı çekiyor. Elbette bu da küreselleşen ve rekabetin herşey demek olduğu dünya ekonomisinde Amerika Birleşik Devletleri‘ni oldukça zorluyor.
Dünyanın mevcut tek süper gücü olarak niteleyebileceğimiz Amerika Birleşik Devletleri‘nde bile böylesine bir cehalet tsuninamisi yaşanırken, dünyanın diğer bölgelerinde eğitimin nasıl bir niteliğe sahip olabileceğini artık siz düşünün. Ben ilerleyen satırlarda sadece Türkiye üzerinde duracağım.
Türkiye’de eğitimin içerisinde bulunduğu durum da oldukça trajik görünmektedir. Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı ile Uluslararası Öğrencileri Değerlendirme Programı‘nca yürütülen PISA çalışması sonrasında Türkiye eğitim kalitesinde en kötü üç ülke arasında yer almaktadır. İşin daha da kötüsü her üç yılda bir yayınlanan PISA sonuçlarında Türkiye on yıldır son üç içerisindedir ve henüz bir gelişme sağlanamamıştır.
 
Türkiye de zorunlu eğitim programı olan ülkelerden birisidir. Türkiye‘de sekiz yıllık zorunlu eğitim uygulanmakta ve insanlar 7 ila 15 yaşları arasında zorunlu eğitime tabi tutulmaktadırlar. Tüm bunlara rağmen PISA sonuçları da gösteriyor ki edilen faydanın yeterli olduğunu söylemek güçtür.
Hayatları sınavlara hazırlanarak geçen öğrenciler, bu süreçte değer, yaratıcılık ve yeteneklerini geliştirme imkanı bulamamaktadır. Hatta bu süreçte öğrencilerin değer, yaratıcılık ve yetenek kaybına uğradıkları çok rahatlıkla söylenebilir. Çünkü öğrenciler tek tip kalıplara sıkıştırılmak istenmekte, ezberci bir eğitim sonrasında hayatlarını beş şıktan ibaret görmektedirler. Oysa hayat onlara öğretildiği gibi bir soru ve olası beş cevaptan ibaret değildir!
Peki, Türkiye‘de ve dünyada yapılması gereken nedir? Herşeyden önce mevcut eğitim politikalarının temellerini atan insanların kendilerine şunu sormaları gerekir: “Mezun ettiğimiz öğrenciler bu kadar başarısız iken, yeni nesillerin eğitim politikasını yapmak ne kadar haddimiz olabilir?” Cevabı, biz verelim: hiç de hadleri değil! Eğitim genel anlamda bir şirket olsa idi, bu kadar başarısız bir üretim sonrasında mevcut eğitim politikasının mimarları çoktan kapı dışarı edilmiş, kavulmuş olurlardı!
Yarınlar için yeni bir eğitim anlayışı şart! Çünkü dünya büyük bir değişim yaşamakta ve mvcut eğitim sistemi bu değişime ayak uyduramamaktadır. Mevcut eğitim sistemindeki gibi bireysel özellikleri yok sayarak, insanların beyinlerini siyasal ve kültürel olarak yıkayarak, bilimsellikten uzaklaşarak bir yere varamayacağımızı artık herkesin anlaması gerekiyor. Bireye değer veren, bireysel yetenek ve yeterlilikleri belirleyip geliştirmeyi amaçlayan, özgür düşüncenin ve bilimin egemen olduğu, demokratik ve insanların kendi derslerini/kariyerlerini kendilerinin belirleyebileceği bir eğitim sistemini yaratmak zorundayız. Aksi halde küreselleşen ve rekabetin hemen herşey demek olduğu 21. yüzyılda kaybetmeye mahkum olacağız.
21. yüzyılda kazanacak olanlar, eğitime önem verip, doğru eğitim politikaları geliştirmeyi başarmış olan devletler olacaktır. Gerisi kaybetmeye mahkumdur.

Hüseyin Nihal Atsız ve Üniversite Öğrencisi

H. Nihal Atsız önceleri önyargıyla yaklaştığım, düşüncelerine pek de önem atfetmediğim bir isimdi.

Bugün hala pek çok düşüncesine katılmıyor, eksik ya da yanlış buluyorum.

Fakat bazı düşünceleri var ki, onları not defterime kaydetmeye ve sonrasında da hayatıma dahil etmeye çalışıyorum.

Hüseyin Nihal Atsız’ın Heracles’in Anlatmak adlı blogumda öylesine güzel bir yazısı var ki, burada sizlerle paylaşma gereği duydum. Bu satırlar özellikle üniversite öğrencilerine geliyor, H. Nihal Atsız’ın kaleminden:

Sen üniversiteli misin? Öyleyse kafan olgunlaşmış, duyguların ölçülenmiş, bütün varlığınla bir şahsiyet, bir vatandaş olmuşsun demektir. Üniversiteli aydın adayı demektir. Bütün mevkilerin yarınki adayı demektir.

Üniversiteli herşeyden önce yüksek öğrenime ulaşmış bir insan olarak hoş gören, hakkı tanıyan, vicdan taşıyan insan demektir. Biliyorsun ki vicdan diye içimizdeki doğruluk, insaf ve acıma duygusuna derler.

Üniversiteli seçkin bir yurttaş en azından, seçkin yurttaş adayıdır. İlk görevi didinip çalışmak, bir baltaya sap olmak, milletin kendisine verdiklerini ödeyerek tüketici olmaktan çıkıp yaratıcı olmak durumuna girmektir. Şüphesiz senin de eğlenmeye, dinlenmeye, sevmeye, öfkelenmeye, hicvetmeye hakkın vardır. Fakat sen bunların hepsini efendice yapmaya mecbursun. Eğlencen hamal gibi, dinlenmen hayvan gibi, sevmen külhani gibi olamaz. Öfkelenip hicvettiğin zaman bile asaletini korumakla görevlisin. Hicvin ve öfken Çeşme meydanıvari oldu mu sana üniversiteli değil, sadece ‘seviyesiz’ denir.