Hayatınızda Mutlu Olduğunuz İnsanlara Yer Açın

Uzun zamandır kariyer ya da kişisel gelişim kitabı okumuyordum. Ancak geçtiğimiz Cumartesi günümü evde geçirmeye karar verince, Hülya Çızıkman ve Erdem Karagöz’ün birlikte kaleme aldıkları “Kariyer Dolmuşu” adlı kitaba bir göz atmaya karar verdim. Altın Bilek yayınları tarafından sunulan, içerisinde kişisel gelişim ve kariyer testleri de olan kitabı bir solukta okudum ve burada sizlerle paylaşmak için notlar aldım.

Kitapta iyi bir kariyer planı yapmanıza ve bunu uygulamanıza yarayacak birçok ipucu ve öneri var ancak ben daha çok hayata ve mutluluğa dair önerileri not aldım. Sanırım şu sıralar kariyerden çok daha mutlu bir hayat istediğimden olsa gerek, bilemiyorum.

Kitabın “Olumlu Düşünce ve Yararları” başlıklı bölümünde yazarlar, “Umut dolu, daima olumlu ve yapıcı eleştiri yapan, ileriye neşe ve ümitle bakan insanlarla ilişki kurun ve siz de öyle bir insan olun. Devamlı üzülen, olumsuz insanların bu huylarını değiştirmeye uğraşın” diyor ve “Bir insan nasıl düşünürse öyle yaşar” diye de ekliyorlar.

Hakikaten de öyle: Pek çoklarımız benzer şartlarda yaşıyor ancak pek azımız mutlu olabiliyoruz. Demek ki mutluluğun tek kıstası yaşam şartları değil, mutluluk biraz da bizim yaşama olan bakış açımızla alakalı. Bu bakışı da bizler ve çevremizdeki insanlar oluşturuyor. İnanın, hayata umutla bakan insanlar, kaygıyla yaklaşan insanlardan çok daha mutlu oluyor ve çevresindeki insanları da bir o kadar mutlu ediyor.

Bunu çok geç da olsa kavrayabilmiş ve bunun mutluluğunu yaşayan birisi olarak sizleri de uyarmak istedim: Tüm hayatı düzene koymak kaygısındaki bizler, öncelikle zihnimizi düzene  koymalıyız. Zihinlerimizde olumsuz düşüncelere, çevremizde ise olumsuz insanlara yer vermemeliyiz.

Bir Kitap: “Türkler Filistin’e Gelirse”

I. Dünya Savaşı’nın en buhranlı günleride, henüz Osmanlı egemenliğindeki Filistin’de neler yaşanmış olabilir? Türk, Arap ve Yahudilerin bir arada yaşadığı bu topraklara savaş ne felaketler getirmiş olabilir?

Alexander Aaronson imzalı “Türkler Filistin’e Gelirse” adlı kitap bu sorulara yazarın kendi hayat hikayesinden gerçek öykülerle cevap veriyor.

19. yüzyılın sonunda Filistin’e yerleşen Yahudi bir ailenin çocuğu olan yazar, Osmanlı’nın son yıllarında Filistin ve Kanal Cephelesinde yaşananların hikayesini anlatıyor. Aaronson, “bu kitap sadece binlerce yoldaşından daha azını başarabilmiş ve daha az acı çekmiş birinin kişisel tecrübelerinden bazılarının öyküsüdür” diyor.

“Hiç tutulmamış sözlerin diyarı, dünyanın ruhunu ve özünü borçlu olduğu yer” Filistin’de yaşananları okuduğumuz kitapta adeta o günlere dönüp olup bitene tanıklık ediyorsunuz. Yahudi kimliği öne çıkan yazarın bakış açısından  savaş öncesinde yapılan hazırlıklara ve savaşın yol açtığı felaketlere tanıklık ediyoruz.

Aaronson, “altı yüz yıl boyunca Türkiye’nin İspanyol Engisizyonu ve diğer uygar ülkelerin benzer hizmetlerinden kaçan Yahudilere kapılarını sonuna kadar açık tuttuğunu nasıl olup da unutabilirdik?” diyerek savaşta Osmanlı saflarında yer alıyor ancak gelişmeler beklendiği gibi olmuyor. Zor şartlarda başlayan askerlik, Osmanlı’nın Almanya ile yakınlaşmasıyla ordudaki Yahudiler için daha da çekilmez bir hal alıyor. Aaronson, bir yolunu bularak (On tanesinden dokuzunun rüşvetçi olduğunu söylediği Türk subaylarına rüşvet vererek) ordudan ayrılıyor ve köyüne dönüyor. Ancak burada karşılaştığı manzara da pek iç açıcı olmuyor.

Uluslararası çıkarların çatıştığı topraklarda İngiliz, Amerikalı ve Alman ajanlar cirit atarken Türk, Arap ve Yahudiler kendilerine biçilen kaderi yaşıyor. Tüm bunlara tanıklık etmek, I. Dünya Savaşı’nı farklı bir pencereden görmek  isterseniz okumanızı önerebileceğim bir kitap “Türkler Filistin’e Gelirse”. Doğa Alp tarafından Türkçeye çevrilen ve Altın Bilek Yayınları tarafından okuyucuya sunulan kitapta büyük ses getireceğini, tartışmalara neden olacağını düşündüğüm saptama ve değerlendirmeler de var.