Kitaplar ve Entelektüel Derinlik

Politik Akademi çerçevesinde bir çoğu kendi hocam olan çok sayıda akademisyenle diyalog halinde olmam gerekiyor. Fakat diyalog halinde olduğumuz akademisyen sayısı gün geçtikçe artmak zorunda. Projenin geliştirilmesi ve içeriğin çeşitlenmesi amacıyla sürekli, projede bize destek olabilecek akademisyen taramaları yapıyoruz.  Geçen hafta da periyodik bir tarama sonrası Prof. Dr. Hüsamettin Arslan ismi üzerinde durduk.

Bu yazımın konusu da Prof. Dr. Hüsamettin Arslan hocamızın “Epistemik Cemaat” adlı kitabındaki bir saptama. Kitaplar ve entelektüel değerleri üzerine yapılmış, sizinle de paylaşmak istediğim saptama kısaca şöyle:

Okuduğunuz bir metnin entelektüel değerini belirlemek mi istiyorsunuz; hemen yazarın kitabında kendi cehaletinin farkında olup olmadığına bakın. Eğer yazar metninde cehaleti konusunda açık veya zımni bir kısım ip uçları vermiyorsa, bilin ki o metin entelektüel değeri düşük bir metindir. Bir kitabın değerini belirlemek mi istiyorsunuz; okuyucu veya eleştirmen olarak, kitabın cehaletinizi suratınıza çarpıp çarpmadığına bakın. Eğer metni okurken, aşılması zor kendi cehalet duvarlarınıza çarparak sarsıntılar geçirmiyorsanız, bilin ki yazar ve metni pek okunmaya değmez. Okuduğunuz metnin değerini belirlemek mi istiyorsunuz; yazarın kitapta ele aldığı sorunları bütünlüğüyle çözdüğünü ima edip etmediğine bakın. Eğer yazar ele aldığı sorunları bütünüyle çözdüğü imasında bulunuyorsa, bilin ki o metin entelektüel seviyesi düşük bir metindir.

Bu saptama; iyi yazar, kötü yazar ve iyi kitap, kötü kitap ayrımında bir turnusol kağıdı gibi. Bu çerçevede düşününce iyi kötü ayrımı yapmak hiç de zor değil.

Blogumda İlk Satırlar…

İlk satırları yazmak kasmıştır, zorlamıştır her zaman beni. Ardı arkası kolay gelir, su gibi. İşte bu yüzden ilk satırlarım aynı klişe cümlelerden mürekkeptir çoğu zaman 🙂
Yazmak insanın evrim yolunda ne kadar da ilerlediğini hatırlatır bana. Yazmak medeniyeti yad etmektir, okumaksa bu medeniyeti yaşamak.
Şu kısacık ömrümde, çok uzun satırlar yazdım, yazmak içinse daha fazlasını okudum… Okudukça yazmaktan korktum, insanın yıllar sonra sadece yazdıklarıyla var olabileceğini ürkerek gördüm.
Ben buralarda “ben” olarak kalmadığım zaman bu satırlarlarla var olacağımın bilincinde olmak yazarken beni zorluyor.
Ama ben tüm bu zorluklara göğüs gererek sizin için bu satırları yazıyorum, demiyeceğim. Yazmak aslen bencilliktir, insan kendisi için yazar!
Yazılar başkaları okusun için yazılsa da her yazı yazarıyla anılır… “Suç ve Ceza”yı milyonlar okumuştur ama akla ilk Dostoyevski gelir. Aslında şu an için böyle büyük bir iddiayla, yazılarımla yarın da var olmak için yazmıyorum; sadece yarın daha iyi yazabilmek ve tarihime notlar düşmek için karalıyorum bu satırları.