İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği (İGBD) Çalışmaları

İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği (İGBD) çok kısa zamanda oldukça fazla etkinliğe imza atarak, çok geniş kitlelere ulaşmayı başardı.

Dünden bugüne birçok etkinliğe imza attık. Tüm bu etkinlikleri gerçekleştirirken imkanlar ölçüsünde tanıtım ve duyuru yapmaya çalıştık ve etkinliklerimiz özellikle gazetecilerin yoğun ilgisini gördü. Birçok etkinliğimizde kontenjan fazlası katılım oldu ve bizlerde etkinliklerimizi tekrarlamak durumunda kaldık.

Bugün geldiğimiz noktada çok yoğun bir programla haftanın dört günü çalışmaktayız. Pazartesi ve Çarşamba günleri değerli bilişim uzmanımız Tuğçe Çamsarı‘nın ve ben Okan Yüksel‘in koordinatörlüğünde Temel İnternet Gazeteciliği Atölyesi, Salı ve Perşembe günleri ise İGBD Yön. Kur. Baş. Levent Özen‘in koordinatörlüğünde Orta Düzey İnternet Gazeteciliği Atölyesi devam etmekte. Orta Düzey İnternet Gazeteciliği Atölyesi sonrasında ise İleri Düzey İnternet Gazeteciliği Atölyesi başlayacak.

Cuma günleri içinse çok özel bir atölye çalışmasının ön hazırlıklarını yapmaktayız.

Anlayacağınız haftanın yedi günü İGBD‘ye yetmeyecek hale geldi.

Tüm bu periyodik faaliyetlerin yanı sıra İGBD konferans, panel ve söyleşilerle de ilerleyen aylarda kendinden söz ettirecek. Türkiye’nin önde gelen sanayici, gazeteci ve sanatçılarını Bursa‘da ağırlayacak ve Bursalılarla buluşturacağız. Detayları ilerleyen günlerde, bu satırlarda ve elbette İGBD Resmi Web Sitesi‘nde bulabileceksiniz.

İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği

Gelişen bilgisayarların ve dünyamızı çepeçevre sarmaya başlayan internetin hayatımızda yarattığı en önemli değişimlerden birisi de medya sektörünün dönüşümü oldu. Medya ve iletişim, öncesinde hayal edilemeyecek bir şekilde değişti ve gelişti. Öyle ki bugün hemen herkesin kolaylıkla ulaşabildiği teknolojileri bundan bir iki yüzyıl öncesinde birilerine anlatsaydınız sizinle muhtemelen alay edilirdi. Ki onlara da kızamazdınız çünkü 1865 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Lincoln‟ün ölümü Londra‟da ancak 12 gün sonra duyurulabiliyordu. Bugün ise sıradan bir internet kullanıcısı, Amerika’da olan bir olayı anında dünyanın her yerinden izlenebiliyor.
Birşeyler ciddi anlamda değişti ve söz konusu bu değişim yazılı ve görsel basını da etkiledi, etkiliyor!

Değişen gazetecilik ve ortaya çıkmaya başlayan internet gazeteciliği ve blog yazarlığı Türkiye’de de kendinden söz ettirmeye başlamış bulunmakta. Sosyal, ekonomik ve siyasal etkilerini gördüğümüz bu sürece kayıtsız kalmak pek mümkün görünmüyor. Fakat değişime ayak uydurmak da sanıldığı kadar kolay değil…
İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği (İGBD), yaşanan değişimi anlamak, anlatmak ve bu alanlarda çalışmalar yürütmek için Levent Özen, Nuri Kolaylı, Sinan Tunç ve Okan Yüksel‘in öncülüğünde Bursa’da kuruldu. Dernek, internet altyapısında ve gelişmekte olan mecralarda gerçekleştirilen söz konusu dijital ve elektronik medya yayınlarını, haber sitelerini, haber çalışanlarını, blogları ve blog yazarlarını kapsamakta. İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği bu alandaki yayıncıları bünyesinde toplayarak, internet haber ve blog yayıncılığını bir uzmanlık dalı haline getirmek, blog yazarlarına mesleki kimlik kazandırmak, konuyla ilgili yasaların yapılmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunmak ve bu konularda faaliyet göstermek amacıyla  kuruldu.
İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği, ayrıca, klasikleşmiş gazetecilik anlayışını internet ve blog ortamına taşınması için faaliyette bulunmak, sivil toplum faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlara destek vermek amacını taşımaktadır.

Önümüzdeki süreçte İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği adını çokça duyacağınızı düşünüyorum, dilerim sizlerle de birlikte, hep beraber güzel bir sinerji ortaya koyabiliriz…

İnternet ve Nitelikli Bilgi Kaynakları

İnternetin hayatımıza girdiği günden bugüne, bilgi bizler için çok daha ulaşılır ve ucuz. İnternet, hayatımızda henüz bu kadar etkin değilken temel bilgi kaynaklarımız, her birimizin kütüphanesinin baş köşesinde bulunan ansiklopedilerdi. Ki bu ansiklopediler tamamen yüzeysel bilgiler içermekte ve yorumdan olabildiğince kaçınmaktaydı. Ayrıca  ansiklopedilerin fiyatları da, neredeyse orta halli bir memurun maaşına eşitti.

Bugün ise herşey çok daha farklı. Ansiklopedilerdeki bilgilerin yüzlerce ve belki de binlerce katını, hatta renkli ve hareketli görseller eşliğinde ve neredeyse ücretsiz olarak internetten edinebiliyoruz.

Peki internetten edindiğimiz bilgilerin doğruluğundan nasıl emin olabiliriz? İnternette yer alan her bilgi doğru mudur? Maalesef, hayır: İnternette yer alan bilgilerin büyük bölümü niteliksiz ve hatta birçoğu yanlış. Tam anlamıyla bir bilgi kirliliği söz konusu!

Maalesef, oluşan bu bilgi kirliliği bugün için pek önemsenmiyor; fakat, ben oldukça önemli bir problem olduğunu düşünüyorum. Özellikle de sağlık, spor, beslenme ve psikoloji gibi konularda yayın yapılan siteler artık insan sağlığını tehdit edecek kadar sınırı aştı!

Tüm bu tehditlerden korunmak için yapmanız  gereken nitelikli bilgiye ulaşmak için biraz olsun çabalamak. Ne de olsa nitelikli bilgiye ulaşmak tüm olumsuzluklara karşın halen mümkün. Bunun için yapmanız gereken ise bilgi alabileceğiniz siteler arasında biraz olsun seçici davranmak! Nasıl mı? Örneğin bilgi edineceğiniz sitenin arkasında kimlerin olduğuna bakabilir, bu kişilerin uzman olup olmadıklarını, samimiyetlerini, gerçekliklerini ve profesyonelliklerini değerlendirebilirsiniz. Eğer sitenin arkasında kimlerin olduğunu site içerisinde göremiyorsanız, zaten yanlış bir adrestesinizdir demektir!

KeyLife TV Yayın Hayatına Başladı…

Uzun süredir alt yapı çalışmaları süren KeyLife Tv sonunda test yayınına başladı. Bu güzel haberi KeyLife’ın alt yapı çalışmalarını yürüten ve ilerleyen süreçte proje yönetimini üstlenecek Gökçen Karan‘dan aldım. Açıkçası bu haberle internette görsel medyaya olan inancım perçinlenmiş oldu. Oda Tv, Televidyon ve şimdi de KeyLife Tv.. Umarım bu hızlı ilerleyiş, ivmelenerek devam eder ve böylece görsel medya tekellerden, oligopol bir yapıdan kurtulur.

KeyLife Tv, açıkçası, beni oldukça ümitlendirdi. Şu an için çok zengin bir arşive sahip olmasa da kısa bir süre içerisinde bu arşivi oluşturacağa benziyor. Program çeşitliliği oldukça fazla, bu noktada Televidyon’dan ayrılıyor. KeyLife’ta astrolojiden teknolojiye, uluslararası magazinden yerel edebiyat bültenlerine kadar oldukça geniş bir çeşitlilik sunulmuş. Ben özellikle Gökçen Bey ve Seda Cebeci’nin sundukları Kültür Zamanı adlı programı tuttum. Programın 2. bölümünde edebiyat dünyasının vampirle ilişkisi ve “vampirli kitaplar”dan bahsedilmiş. Oldukça ilginç olmuş.

Sözün özü, özgür medyanın internetle hayat bulacağına olan inancım bir kez de KeyLife Tv ile perçinlenmiş oldu. Bu noktada projeye en azından bir göz atmanızı öneriyor ve bu projede emeği geçen herkese teşekkürlerimi iletiyorum..

Bloglarda Kopyala/Yapıştır Salgını!

Bloglar insanaların kendisine ait olanı, düşüncelerini veya eserlerini paylaşmaları için büyük bir imkan sağladı; insanımız artık düşüncelerini rahatlıkla paylaşacak bir ortama kavuştu derken bloglarımız amansız bir salgın sonucu foknksiyonlarını büyük oranda yitirdi.

Diogenes’in gündüz vakti fenerle insan aması gibi bizler de blog gibi blog arayışındayız. Kopyala/Yapıştır mantığı o kadar egemen hale gelmiş ki sanki her blog birbirinin tıpkısı.

Bu noktada sosyal ve kültürel saptamalar da yapmak mümkün. Öncelikle karşımızda duran bu kopyala/yapıştır durumu; insanımızın hala yeteri kadar düşünemediğini, ortaya birşeyler koymakta zorlandığını gözler önüne seriyor. Bu kadar güzel ve zengin bir coğrafyada insanımızın düşünsel dünyasının böylesine vasat ve fakir olması, bilinçli her yurttaşı kaygılandırmalıdır. Bu durum Türkiye’nin hukukundan tutalım da yönetimine kadar her kademede aleyhimize işlemektedir: bir şeyleri hazır olarak alıp kanıksamaya öylesine alışmışız ki bizde bize ait olan birşey kalmamış…

Şükür ki atalarımız bizden daha güzel şeyler ortaya çıkartabilmişler. Zamanında ne güzel söylemişler; ne ekersen onu biçersin, diye. Gerçekten de öyle; bu gün dün ektiklerimizi biçiyoruz, hatta birşey ekemediğimiz için koca tarlada biçecek ot arıyoruz. Türkiye’de kitap okuma oranı yalnızca %4.5! Japonya’da bir yılda 4 milyar 200 milyon litap basılırken, Türkiye’de bu sayı 23 milyon 386. Yani Türkiye’de bir yılda basılan kitai, Japonya’da neredeyse bir günde basılıyor.

İşin daha tuhaf tarafı ilerleyeceğimize geriliyoruz, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ivme gün geçtikçe düşüyor. Ne yazık ki o zamanlar binbir zorluklar içerisinde yaptıklarımızı, bu gün oldukça geniş imkanlar içerisinde olmamıza rağmen yapamıyoruz. Türkiye’de üniversite bitirenlerin sayısı son yıllarda on dört kat arttığı halde, kitap okuyanların sayısı 1965 yılındaki oranın onda birine geriledi! Yani nicelik olarak ilerliyor görünsek de nitelik konusunda oldukça gerilediğimiz ortaya çıkıyor.

Bu tablolar önümüzde serilmiş dururken, bloglarda neden kopyala/yapıştır salgını başladı demek abes kaçıyor, doğruusu. Atalarımızın dediği gibi ne ektiysek onu biçiyoruz/biçemiyoruz! Cumhuriyetin başlarında ulu önderin ve çevresindekilerin o zor koşullarda yakaladıkları ivmeyi aşmak bir yana muhafaza dahi edememişiz.

Aslında bu noktada insanımızı suçlamak da bir yanılgı; insanımızı okuyor yazıyor diye hapishanelerde işkence odalarında çürütenlerde, büyük değerlerimize anadolu topraklarını yasak edenlerde de suç aramalıyız…