Bir Tık Uğruna Harcanan Gazetecilik

Türkiye’de medyanın en önemli sorunu sansür, hükümet baskısı veya patronaj değil: sorun gazetecilerin ta kendisi!

Bugün internete taşınan gazetelerin düştüğü hal bu durumu net olarak gösteriyor. Bir tık uğruna, ziyaretçi sayılarını arttırmak amacıyla gazeteciliğin kurban edildiğini görüyoruz.

Geldiğimiz noktada Türkiye’nin “saygın” basılı gazetelerinin internet sitelerinde yer alan haberler, bu haberlerin sosyal medyada sunuluş şekli artık midemizi bulandırmaya başladı.

Tıklanma sevdasıyla Twitter’da ve Facebook’ta ciddi bir dezenformasyon yapılıyor. Mısır’da yaşanan bir olay “Son Dakika: Askeri birliğe saldırı. Çok sayıda ölü ve yaralı var” diye verilebiliyor. Olay sanki Türkiye’de olmuş algısı oluşturularak okuyucular siteye çekilmeye çalışılıyor. Bu mantıkta cinsellik de sık sık kullanılıyor.

Bu basit taktiklerle başarılı olduklarını sananlar yanıldıklarını kısa süre sonra anlayacaklar. Kazandıklarını sandıkları ziyaretçilerin aslında güvenlerini kaybettiklerini er ya da geç görecekler. Ancak korkarım çok geç kalmış olacaklar!

Şimdiden sesleniyoruz: Bir tık uğruna gazeteciliğinizi harcamayın! Artık temiz gazetecilik istiyoruz!

Doğru haberi kandırılmadan almak istiyoruz! Bu sözde gazetecilerin okurları aptal yerine koymasını kabul etmiyoruz!

Bugün Türkiye medyasının içine düştüğü bu tıklanma hastalığının bir an önce tedavi edilmesini umuyoruz.

Tedavi olmaya niyeti olmayanlara da bir önerimiz var:

Tek amacınız tıklanmaksa haber sitesi değil pornoculuk yapın! Böylelikle siz de rahat edersiniz, doğru habere kandırılmadan ulaşmak isteyen okuyucular da…

Hiçbir Penguen Belgeseli Bu Kadar Çok Şey Anlatamazdı

Türkiye, dünya tarihinde bir ilke daha imza attı. Dünya’da ilk kez bir penguen belgeseli, yayınlandığı ülkenin demokrasi ve özgürlük seviyesini gösterdi. Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’un merkezinde yaşananları yayınlamaktan korkan Türk medyası tercihini penguen belgeseli yayınlamakta buldu.

Sözde “gücü özgürlüğünde” olan, kendisini “Türkiye’nin haber kanalı” sanan ve hatta “ilk bilen siz olun” diyebilen Türkiye’nin üç büyük haber kanalı Gezi Parkı’nda başlayan ve tüm yurda yayılan protesto gösterilerine karşı üç maymunu oynadı. Medya, Türkiye tarihinin en çarpıcı protesto gösterilerini görmedi, duymadı ve sadece sustu!..

Türkiye’deki medya kuruluşlarının yaşan olaylara karışı tutumu ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yurt dışı programının başlamasıyla biraz olsun değişebildi. Artık haberler veriliyordu ancak şimdi de haberlerin ne kadar objektif olduğu tartışmalıydı. Haberleri objektif bulmayanlar da haksız sayılmazdı çünkü kimi medya organları taraflarını hoyratça belli ediyorlardı. Örneğin CNN ve Reuters gibi uluslararası medya kuruluşları Gezi Parkı’nın içerisindeki vatandaşların arasından dünyaya yayın yaparken, Türk medya kuruluşlarının büyük bölümü polisin yanında durmayı ve parkın içinde yaşananları görmezden gelmeyi tercih etti.

Medyanın takındığı bu ve benzeri tavırlara karşı tepkiler öylesine arttı ki binlerce kişi medya kuruluşları önünde protesto gösterileri düzenledi. Penguen maskeleri takıp ellerinde para sallayan insanlar Türkiye’nin “saygın” haber kanallarına “kaç paraysa verelim” diye seslendi. Gerçekleri görmek isteyen milyonlarca televizyon izleyicisinin, milyonlarca gazete okurunun tepkisine karşı istifalar da geldi, özürler de… Ama artık çok geçti, onca yıldır var edilmeye çalışılan güven ilişkisi sadece birkaç günde yerle bir olmuştu.

Sizi bilmem ama ben bir gazeteci olarak bundan böyle, Türkiye’deki çoğu haber kanalına güvenemeyeceğim. Hatta tüm bu yaşananlardan sonra her penguen belgeseli gördüğümde aklıma şu soru gelecek: “Acaba medya şimdi hangi gerçekleri saklıyor?”

Bu soruyu sorduktan sonra ne mi yapacağım? Milyonlarca insanın yaptığı gibi Facebook’a, Twitter’a, Youtuba’a ve bağımsız haber sitelerine bakıp saklanmak istenen gerçekleri öğrenmeye ve çevremdeki insanlarla paylaşmaya çalışacağım…

 

İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği Orta Düzey İnternet Gazeteciliği Atölyesi Başlıyor

İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği‘nin (İGBD) Bursa Gazeteciler Cemiyeti (BGC) ile birlikte düzenlemekte olduğu Temel İnternet Gazeteciliği Atölyesi geçtiğimiz Perşembe günü sona erdi.
Bir ay süren atölye çalışmaları boyunca katılımcılar internet gazeteciliği ve blog yazarlığı konusunda fikir alışverişinde bulundular.
Levent Özen, Tuğçe Çamsarı ve ben Okan Yüksel‘in koordinatörlüğünde yürütülen atölye çalışmaları sonrasında birçok katılımcı kendi web sitelerini oluşturarak internetteki yerlerini aldılar.
Atölye katılımcıları arasında yer alan Aydın Dağtekin, Derya Uysal Kayıhan, Dilek Göral, Elif AkınErcüment Kartal, H. Gül Kolaylı, Huriye Bilişik, İhsan Bölük, M. Aykut Güngör, Mesut Demir, Nagihan Görkem, Osman Akın, Rüştü Elitez ve Yunis Can Topaktaş katılım sertifikalarını önümüzdeki günlerde düzenlenmesi planlanan törenle alacaklar.
Temel İnternet Gazeteciliği Atölyesi‘ni başarı ile tamamlayan katılımcılar, yarın başlayacak olan Orta Düzey İnternet Gazeteciliği Atölyesi‘ne devam edecekler.
Orta Düzey İnternet Gazeteciliği Atölyesi kapsamında katılımcılar, kendi web sitelerini daha fazla geliştirme ve görüş alışverişinde bulunma imkanı bulacaklar. Haftanın Salı ve Perşembe günleri 19:30-21:00 saatleri arasında 15 katılımcı ile gerçekleştirilen etkinlik için, Bursa Gazeteciler Cemiyeti üyelerinden katılım ücreti alınmıyor.

Dünden Bugüne Medya ve İletişim

Haber almak, insanoğlunun dünden bugüne ve hemen her coğrafyada ihtiyaç duyduğu bir gereksinim. Antropoloji araştırmaları bize gösteriyor ki Afrika’daki kabile toplumlarından, en uzak Pasifik adalarında yaşayan toplumlara karar hemen her toplum “haber”e anlam ve değer yüklüyor.
Tarihçiler ve sosyologlar; dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan insanların aynı haber alma ihtiyacından yola çıkarak, insanların kendi bireysel deneyimlerinin ötesinde neler olduğunu öğrenme yolunda bir içgüdülerinin olduğunu yazıyorlar. İşte insanoğlunun bu haber alma içgüdüsünü, medya tüm enstrümanlarıyla karşılamaya çalışıyor.
Medyanın, insanın bilgi açlığını gidermek için kullandığı enstrümanlar zamanla, bilim ve teknolojinin imkân verdiği ölçüde artıyor ve çeşitleniyor: öncesinde gazete, dergi, sonrasında radyo, televizyon ve en nihayetinde de internet!
Her çeşit bilgiyi, bireye ve topluluklara aktaran; eğlendirme, bilgilendirme ve eğitme gibi üç temel sorumluluğa sahip görsel, işitsel ve hem görsel, hem işitsel medya araçlarının hızla artması ve çeşitlenmesine karşın 21. Yüzyılın, yani Bilgi Çağının insanı hala bilgiye büyük bir açlık duyuyor. Bilgi, günümüz insanının, toplumlarının ve devletlerinin hayatına yön veriyor ve bu noktada önem kazanıyor. 21. yüzyıla bilgi ve iletişim damgasını vuruyor!

Gazetecilik Demokrasi İçindir!

Uzun zamandır “yeni medya” üzerine yazılar yayınlamaktayım. Bugün ise eskisiyle yenisiyle tüm medyayı ilgilendiren bir konuda yazmak istiyorum.
Türkiye’de pek dikkat edilmiyor olsa da demokrasi ile medya birbiri ile oldukça içli dışlı iki kavram. Özgür bir medyanın olmadığı bir ülkede demokratik bir sistemden söz etmek mümkün değil.
Son günlerde okumakta olduğum Gazeteciliğin Esasları adlı, Bill Kovach ve Tom Rosensiel imzalı kitabın “Gazetecilik Ne İçindir?” başlığını taşıyan ilk bölümde yer alan şu satırlar, düşüncelerime adeta tercüman oluyorlar:

Gazetecilik, toplum oluşturmak içindir. Gazetecilik, vatandaşlık kavramının ortak payda olması içindir. Gazetecilik, demokrasi içindir. Serbest bilgi akışı ile iyice güçlenen milyonlarca insan, kendilerine yeni hükümetler seçip, ülkelerindeki siyasi, toplumsal ve iktisadi yaşamın daha iyi sürmesi için yeni kurallar oluşturma işine doğrudan dahil olmuşlardır.

Bu tanım üzerinde fazlaca düşünmek gerekiyor. Türkiye’de gazetecilik bu tanıma ne kadar uygun? Türkiye’de yapılan gazeteciliğin demokrasi için olduğunu söylemek ne kadar da güç. Bizim gazetecilerimiz ve gazetelerimiz bırakın demokrasi için var olmayı, birbirleriyle ‘o’cu ya da ‘bu’cu oldukları için savaş halindeler. Ya da ‘o’nun ya da ‘bu’nun adamı oldukları için!
Amerika Birleşik Devletleri‘nde yapılan kamuoyu araştırmalarında toplam nüfusun %45’i basının demokrasiyi koruduğunu düşündüğünü belirtmiş. Bu azımsanacak bir oran değil ve bence çok önemli. Amerika Birleşik Devletleri halkının %45’i basın ve demokrasi arasında bir bağ olduğunu ve bu bağın demokrasiyi koruduğunu algılayabilmişken, bizim en ünlü gazetecilerimizin bile basın ile demokrasi arasındaki bağı kuramamış olması ne acı!
Bizim demokrasimizin eksiklerinden bir tanesi de işte tam olarak bu: yani gazetecilik!

İnternet ve Nitelikli Bilgi Kaynakları

İnternetin hayatımıza girdiği günden bugüne, bilgi bizler için çok daha ulaşılır ve ucuz. İnternet, hayatımızda henüz bu kadar etkin değilken temel bilgi kaynaklarımız, her birimizin kütüphanesinin baş köşesinde bulunan ansiklopedilerdi. Ki bu ansiklopediler tamamen yüzeysel bilgiler içermekte ve yorumdan olabildiğince kaçınmaktaydı. Ayrıca  ansiklopedilerin fiyatları da, neredeyse orta halli bir memurun maaşına eşitti.

Bugün ise herşey çok daha farklı. Ansiklopedilerdeki bilgilerin yüzlerce ve belki de binlerce katını, hatta renkli ve hareketli görseller eşliğinde ve neredeyse ücretsiz olarak internetten edinebiliyoruz.

Peki internetten edindiğimiz bilgilerin doğruluğundan nasıl emin olabiliriz? İnternette yer alan her bilgi doğru mudur? Maalesef, hayır: İnternette yer alan bilgilerin büyük bölümü niteliksiz ve hatta birçoğu yanlış. Tam anlamıyla bir bilgi kirliliği söz konusu!

Maalesef, oluşan bu bilgi kirliliği bugün için pek önemsenmiyor; fakat, ben oldukça önemli bir problem olduğunu düşünüyorum. Özellikle de sağlık, spor, beslenme ve psikoloji gibi konularda yayın yapılan siteler artık insan sağlığını tehdit edecek kadar sınırı aştı!

Tüm bu tehditlerden korunmak için yapmanız  gereken nitelikli bilgiye ulaşmak için biraz olsun çabalamak. Ne de olsa nitelikli bilgiye ulaşmak tüm olumsuzluklara karşın halen mümkün. Bunun için yapmanız gereken ise bilgi alabileceğiniz siteler arasında biraz olsun seçici davranmak! Nasıl mı? Örneğin bilgi edineceğiniz sitenin arkasında kimlerin olduğuna bakabilir, bu kişilerin uzman olup olmadıklarını, samimiyetlerini, gerçekliklerini ve profesyonelliklerini değerlendirebilirsiniz. Eğer sitenin arkasında kimlerin olduğunu site içerisinde göremiyorsanız, zaten yanlış bir adrestesinizdir demektir!

Medya ve İletişim Meraklıları, Toplanıyoruz

Medya ve iletişim sektörüne ilgi duyan ve bu alanda kariyer yapmayı düşünen üniversite öğrencilerinin buluşma noktası: Facebook Medya ve İletişim Grubu!” diyerek 7 Aralık 2009 tarihinde yola çıkmış bulunmaktayız.

Şu an itibariyle bir haftayı bile doldurmayan grubumuzun otuza yakın üyesi var. Üyelerimiz arasında onlarca medya ve iletişim meraklısı üniversite öğrencisinin yanı sıra birçok gazeteci, edebiyatçı ve yayın yönetmenini de var.

Şu an için geleceğe dair kapsamlı planlarımız yok ancak bu birliktelikten büyük bir sinerji doğacağı kesin. Eğer siz de medya ve iletişim konusunda birşeyler yapmak istiyor, gelecekte yapacağımız etkinliklerde yer almak istiyorsanız, sizi de grubumuza bekleriz. Facebook‘taki grubumuza ulaşmak için tıklayınız.