İletişim odaklı yayınevi: Medya Akademi Yayınları

Medya Akademi ve benim için önemli bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum! Medya ve iletişim odağında, Türkiye’nin dijitalleşmesine katkı sunacak telif ve çeviri eserler yayınlamak amacıyla “Medya Akademi Yayınları”nı resmen kurmuş bulunuyoruz.

T.C. Kültür Bakanlığı nezdindeki girişimlerimizin olumlu sonuçlanmasıyla birlikte bugün itibariyle Medya Akademi Yayınları ulusal ve uluslararası yayınlar yapmaya yetkili bir yayınevi! 

Açıkçası “Yayınevi Sahibi” ve “Genel Yayın Yönetmeni” olmak, 32 yıllık hayatımda taşıma şansı bulduğum “gazeteci”, “yazar”, “akademisyen” ve “başbakanlık danışmanı” gibi ünvanlardan çok daha onur verici oldu.

İnsanların okuyacakları kitapları seçiyor olmak, okurlara en iyi kitapları sunmak için çalışmak tek kelime ile “mükemmel” bir iş.

Önceliğimiz dijitalleşme ve bunun yansımaları olacak

Alanında değerli içerikleri bulmak ve en iyi şekilde okura sunmak yayın yapılacak konular hakkında bilgi birikimi ve deneyimi gerekli kılıyor. Bu çerçevede biz de Medya Akademi Yayınları’nda bilgi, deneyim sahibi olduğumuz medya ve iletişim odağında yayınlar yapmaya planlıyoruz.

Önceliğimiz medya ve iletişim sektöründeki dijitalleşme ve bunun tüm yansımaları olacak. Medya ve iletişimin dijitalleşmesine odaklanan değerli metinlere öncelik vereceğiz.

2020 planlarımız içerisinde “Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya”, “Dijital Çağda Değişen İnternet Haberciliği”, “Podcast Yayıncılığı ve İnternet Radyoculuğu” ile “Tüm Boyutlarıyla SEO” kitaplarını yayınlamak var. Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ağır ekonomik krize rağmen bu kitapları yıl sonuna kadar yayınlamayı istiyoruz.

Üçüncü kitabım Medya Akademi Yayınları’ndan çıkacak

Medya Akademi Yayınları’nın 2020 yayın planı içerisinde yer alan “Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya” benim kendi yazdığım bir kitap olacak. Yani “İnternet Haberciliği ve Blog Yazarlığı”, “YouTube ve Video Blog Rehberi” kitaplarımın ardından 3. kitabım olacak olan “Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya” kendi yayınevimiz Medya Akademi Yayınları tarafından yayınlanmış olacak.

Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya kitabında sektörle ilgili bilgi ve deneyimlerimi, güncel bilimsel araştırmalarla harmanlayarak paylaşmaya çalışacağım. 

Medya Akademi’nin yoğun danışmanlık ve eğitim programından fırsat bulabilirsem, yıl içerisindeki ikinci hedefim ise “Dijital Çağda Değişen İnternet Haberciliği” kitabını hazırlamak ve yayınlamak olacak.

Kitap dosyası göndermek isterseniz, memnun oluruz

Medya Akademi yayınları herkese açık, değerli metinleri kitaplaştırmak ve okura ulaştırmak isteyen bir politikaya sahip. Bu çerçevede medya ve iletişim alanındaki kitap dosyalarınızı Medya Akademi yayınlarına ulaştırırsanız, 2020 ve 2021 yayın planımızda sizin kitaplarınıza da yer vermekten mutluluk duyarız.

Kitap dosyalarınız ya da soru, görüş ve önerilerinizi Medya Akademi Yayınları’na ulaştırmak isterseniz www.medyaakademi.com.tr adresli web sitemizi ziyaret edebilir ya da editor@medyaakademi.com.tr‘ye e-posta gönderebilirsiniz.

“YouTube ve Video Blog Rehberi” yayınlandı

Yeni kitabım, “YouTube ve Video Blog Rehberi” yayınlandı. Kitap, D&R, Medya Kitabevi ve diğer seçkin kitapçıların yanı sıra internette de satışta.

İnternet Gazeteciliği ve Blog Yazarlığı” kitabımın ardından ikinci kitabım, “YouTube ve Video Blog Rehberi” de yayınlandı.

Türkiye’nin ilk video bloggerlarından birisi olarak, bu kitabı YouTuber ve video bloggerlar için bir başucu kaynağı olması amacıyla yazdım. Kitapta YouTube’da nasıl kanal açılacağı, kanalın nasıl geliştirileceği gibi teknik konuları herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir dilde kaleme aldım. Kitapta YouTube’a dair teknik konuların yanı sıra kaliteli ses ve video üretimine de genişçe yer ayırdım. YouTube ve video alanında çalışan profesyonellerle röportajlar yapılarak, onların bilgi ve deneyimlerinin okuyucuya aktarmayı amaçladım.

Kitapta YouTube sayesinde hayatı değişen “sıradan” insanların ilham verici hikâyelerini de unutmadım. Okuyucuya kılavuz olması umuduyla onların görüş ve önerilerini de paylaştım.

Kitabı almayı düşünenlere şunu söyleyebilirim: Bu kitabı okuyunca hayatınız elbette değişmeyecek! Ancak kitapta paylaşılan bilgi ve deneyimleri dikkate alarak açacağınız bir YouTube kanalı hayatınızı mutlaka değiştirecek…

Gazeteciler için “Doğrulama El Kitabı”

Sosyal medya gazeteciler için en önemli bilgi kaynaklarından bir tanesi halini aldı. Peki ama bu bilgiler ne kadar güvenilir? “Doğrulama el kitabı” bu sorunun yanıtını vermeye çalışıyor. Profesyonellerin deneyimlerinden yola çıkarak, size bir yol haritası sunuyor.

European Journalism Centre (EJC) kaynaklı, Korsan Parti tarafından Türkçeleştirilen Doğrulama El Kitabı (Verification Handbook)  kriz anları, doğal afetler gibi kitlesel olaylarda sosyal mecralarda üretilen bilgiye nasıl ulaşılacağı ve bu bilgilerin nasıl doğrulanacağı üzerine ipuçları sunuyor.

Kitabın Türkçe Yayın Editörü, daha önce de pek çok başarılı işe imza atan, M. Atakan Foça blogunda kitap hakkında şunları yazıyor:

Kriz anlarında, doğal afetlerde veya çatışma hallerinde internette hızla yayılan yanlış bilgi insan hayatını tehdit edebilecek kadar önemli hale gelebiliyor. Dezenformasyon ve bilgi kirliliği içerisinden doğru bilgileri ayıklamak, yanlışları düzeltmek ise kalıcı hasarların oluşmasını önleyebilir.

Bu hedefe ulaşabilmek için gazeteciler ve sivil toplum çalışanlarının online bilginin nasıl doğrulanacağı, yanlışların nasıl düzeltileceği ile ilgili etik ilkelere ve doğru araçlara sahip olması gerekli. Doğrulama El Kitabı bu anlamda, uzmanlar tarafından uygun araçlar ve yöntemlerin anlatıldığı, tecrübelerin ve vaka çalışmalarının paylaşıldığı bir rehber olma özelliği taşıyor.

Kitap işin profesyonelleri için vaka örnekleri bakımından önem kazanırken amatörler için işin nasıl yapılacağını gösteriyor. Bu anlamda özellikle profesyonel gazeteci olmak isteyenler için kitap okunması gereken çalışmalar arasında yer alıyor.

Kitapta dünyanın farklı bölgelerindeki gerçek olaylar sırasında sosyal medyada yayılan içeriğin nasıl doğrulandığı işi yapan profesyoneller tarafından anlatılıyor. “Doğrulamanın Temelleri”nden görsel ve video doğrulamasına; sosyal medyayı bir haber kaynağına çevirmeye, kitlelere sosyal medya aracılığıyla ulaşmaya değin farklı konularda geniş ve pratik bilgiler sunuluyor.

Doğrulama El Kitabı’na Türkçe olarak buradan, İngilizce olarak buradan farklı formatlarda ve ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. Kitabı edinmenizi ve okumanızı öneririm. Ayrıca kitabı Türkçeleştirdikleri için Korsan Parti ve M.Atakan Foça nezdinde tüm ekibe teşekkür ederim.

“Bereketli Topraklar Üzerinde” 61 yılda değişen pek de birşey yok

Bereketli Topraklar Üzerinde” köylerinden kalkıp Çukurova’nın yolunu tutan 3 arkadaşın romanı. Pehlivan Ali, Köse Hasan ve Yusuf…

Büyük umutları olan Ali, Hasan ve Yusuf, Adana’a varıyor, “kadere kırk beş” diyerek gurbetle ve “bilinmezle” mücadele etmeye başlıyorlar. “Bilinmez” olanla mücadelenin en güçlü kaynağı “merak” onlara yardım da ediyor, onları felaketlere de sürüklüyor…

Ali, Hasan ve Yusuf’un yaşadıklarını anlatacak değilim. Bunu romanı okuyarak daha iyi öğrenebilir, farklı zaman ve mekanda dünyaya farklı pencerelerden bakan insanların hayatlarına tanıklık etme şansı bulabilirsiniz.

Ben kitabın bende bıraktığı etkiyi ve düşüncelerimi paylaşacağım.

Kitabı okuduktan sonra ilk düşündüğüm Orhan Kemal’in iyi yazar olduğuydu. İtiraf etmeliyim ki bu kadar iyi yazdığını bilmiyordum. Orhan Kemal’i tanımak için bu kadar geç kaldığım için kendime de, hayatımın önemli bir kısmını çalan eğitim sistemine de kızdım. Daha fazla Orhan Kemal okumaya karar verdim.

İkinci düşündüğüm ise aradan geçen 61 yılda bereketli topraklar üzerinde pek de değişen birşey olmadığıydı. Buna üzüldüm.

Orhan Kemal, ilk baskısı 1954 yılında yapılan kitapta, ırgatların kısa yemek paydosunu şöyle betimliyor:

Hereni denilen pilav dolu üç büyük kazanla bakır karavanalar, tahta kaşık desteleri, adam başına birer tane kara, bayat somunlar öküz arabasına yüklendi. Araba tarlanın yolunu tuttu.

Çapa ırgatları kazmaları bırakmış, kızgın güneşin altında beşer beşer oturmuş yemek bekliyorlardı.

Altlarındaki toprak fırın kadar sıcaktı. Tepeden olanca gücüyle vuran güneşse milleti su gibi terletiyordu.

Bakır karavanalarda pilavlarla ekmekler geldikten sonra, tarlaya beşer beşer dağılmış ırgatların iştahlı ağız şıpırtıları, bakır karavanalarda takırdayan tahta kaşıkların sesi ortalığa yayıldı. Takırtı, ağız şıpırtısı. Konuşulmuyordu. Hiçbiri enayi değildi. Konuşan, ötekilerden daha az yerdi. Zaten ne vardı konuşulacak?

Bu sahne bilmeyene on yıllar öncesinde kalmış, şimdilerde bir karşılığı yokmuş gibi gelebilir. Oysa ben geçtiğimiz yaz, Orhan Kemal’in 61 yıl önce betimlediği bu sahneye Çukurova’da Ceyhan nehri kenarındaki bir köyde tanıklık ettim.

Al Jazeera Türk için hazırladığım Adana haber dosyasında mevsimlik işçilerle konuştum, onlarla oldukça zaman geçirdim. Romanı okudukça mevsimlik işçilerle yaşadıklarım, gözlerimin önüne geldi. Acı ama romanın yazıldığı 1954’ten bu güne değişen pek de birşey olmadığını gördüm.

Romanda ırgatların sürekli bulgur pilavı yedikleri anlatılıyordu ki ben de haber yaptığım süre boyunca işçilerin bulgurdan başka birşey yemediklerini gördüm. Haberde kullandığım ve aşağıda da paylaştığım fotoğrafın altına “Mevsimlik işçiler 12 saat çalışıyor. Sadece yemek arasında soluk alabiliyorlar. Yemekleri ise genellikle pilav” diye not düşmüştüm.

Geçtiğimiz yıl fotoğrafladığım bu sahne romanda anlatılandan çok da farklı değil. Ve aslında bu mevzu edebiyattan da gündelik geçici kaygılardan da önemli!

İş yemekle de sınırlı değil. Aradan geçen bunca yılda mevsimlik işçilerin hakları, onlara yapılan haksızlıklar da değişmemiş.

Öyle ki romanda çalışma saatlerinde ırgatların tuvalete gitmeye bile zamanları olmadığı anlatılıyor. Ki bunu geçtiğimiz yıl farklı şekillerde ben de gördüm. Röportaj için konuşalım mı dediğim hiçbir işçi bana yanıt bile ver(e)medi.

Yanıt vermemelerini önce garipseyip, anlam veremesem de sonradan onları anladım. Irgatbaşı olduğunu öğrendiğim kişi gelip işçilerin konuşamayacağını, izin veremeyeceğini söyledi. Yani Adana’nın kavurucu sıcağında, güneşin altında durmadan çalışan bu beden işçilerinin bir 10 dakika paydosuna bile tahammül yoktu. Eğer konuşmak istiyorsam akşamı, yani işlerin bitmesini beklemem gerekliydi. Öyle yaptım, konuştum, haberleştirdim.

Mevsimlik işçilerle yaşadıklarımı ve Orhan Kemal’in “Bereketli Topraklar Üzerinde”sinde anlattıklarını karşılaştırınca birşeylerin artık değişmesi gerektiğini düşündüm.

Sizce de geçen bunca yılda değişen birşeyler olması gerekmiyor muydu?

Ihlara Vadisi ve Gizemli Kiliseler

Elif ile birlikte yaptığımız spontane Kapadokya gezisinin ilk durağı Ihlara Vadisi oldu. Aksaray’ın Güzelyurt ilçesinde yer alan vadide doğal güzelliklerin yanı sıra yüzlerce yıl önce kayalara oyulmuş kiliseleri de gördük.

İnternette çoğu kişi turistlerin Ihlara Vadisi’ne olan yoğun ilgisinden ve girişte sıra beklemek zorunda kaldıklarından yakınıyordu. Oysa otoparkta bizim arabamız dışında sadece 2 otomobil ve 1 otobüs gördük. Sanırım şanslıydık. MüzeKart’larımız ile Ihlara Vadisi’ne ücretsiz olarak giriş yaptık.

20150904_113221

Araştırmalara göre Ihlara Vadisi, Hasandağı’ndan püskürtülen lavların Melendiz Çayı tarafından aşındırılması sonucunda oluşmuş. Büyük boyutları ve yüksek duvarlarıyla bir kanyonu da andırıyor.

Uzmanlara göre vadinin bu şeklini alması milyonlarca yıl sürüyor ve sonunda 14 kilometre uzunluğunda ve yüksekliği yer yer 110 metreye ulaşan bu kanyon görünümlü vadi oluşuyor. Vadiyi daha da değerli kılansa yüzlerce yıl önce yapılan kaya oyması kiliseler. Vadi boyunca kayalara oyulmuş barınaklar, mezarlar ve kiliseler yer alıyor. Bu kilislerden arta kalanlar rotanızı belirlemenize yardımcı oluyor.

Merdivenler, merdivenler…

Vadiye inmek ve çıkmak çok kolay değil. Melendiz Çayı’nın seviyesine inene kadar yaklaşık 10 dakika merdiven iniyorsunuz. Elbette çıkmak çok daha zor ve uzun sürebiliyor.

Ihlara Vadisi'ni Samsung Galaxy Note 3'ü panaromik fotoğraf seçeneğiyle çekmeye çalıştım. Merdvenler de fotoğrafa yansıdı. Büyük halini görmek için fotoğrafa tıklayın. [Fotoğraf: Okan Yüksel]

Basamaklar ardı ardına uzansa da dinlenecek, durup vadiyi kuş bakışı izleyecek dinlenme yerleri de var. Bu nedenle inerken de çıkarken de fazla nefes nefese kalmıyorsunuz.

Melendiz çayı

Vadiye indiğinizde ilk olarak sizi Melendiz Çayı karşılıyor. Vadi boyunca uzanan çayın soğuk suları sıcak havayı az da olsa serinletiyor. Çok bunalırsanız ayaklarınızı suya sokmak da mümkün.

20150904_104919 (2)

Ayrıca Melendiz çayı vadiyi çok daha güzel kılıyor. Çevresindeki ağaçlarla görülmesi gereken bir kompozisyon oluşturuyor. Çayı yürüyerek geçebileceğiniz gibi inşa edilmiş tahta köprülerle de aşabiliyorsunuz.

20150904_111829 (2)

Kayalara oyulmuş kiliseler

Ihalara Vadisi sadece doğal güzellikleri nedeniyle değil tarihi öneminden dolayı da önemli. Belirttiğim gibi vadi boyunca kayalara oyulmuş barınaklar, mezarlar ve kiliseler yer alıyor.

20150904_103957

Özellikle kiliseler görülmeye değer yapılar. Çok sayıda kilise var, öyle ki 50 metrede bir başka kilise karşınıza çıkıyor. Oradakiler bunu “her aile kendi kilisesini inşa etmiş” diye açıkladılar.

20150904_103923

Kayalara oyularak oluşturulan kiliselerin duvarlarını resimler süslüyor. Aradan bunca yıl geçmesine karşın resimlerin hala bu kadar güzel ve renkli olmaları insanı şaşırtıyor.

Ihlara Vadisi’ne gidilmeli mi?

Ihlara Vadisi, eğer civarına (örneğin Kapadokya veya Aksaray’a) yolunuz düşerse görülmesi gereken bir yer. İnsanların yüzyıllar önce nasıl bir yaşam sürdüklerine dair önemli ipuçları sunuyor. Ayrıca dinin bizden önceki toplumların hayatındaki yerini de görme şansı buluyorsunuz.

Kralın çocuğu olmak ya da olmamak

Son günlerde tekrar felsefe okumaya başladım. Pek çoğu birbirine benzeyen, yüzeysel ve hatta bir bölümü aptalca sosyal medya kitaplarını tamamladıktan sonra felsefeye geçmek iyi oldu. Max Stirner üzerine akademik bir tez hazırlayan dostum Tuğrul Sarıkaya’nın önerisiyle, Türkiye’de pek olmasa da dünyada oldukça ünlü olan düşünürün “Biricik ve Mülkiyeti” kitabını aldım, okuyorum…

Kitap ve Tuğrul ile telefonda yaptığımız uzun değerlendirmeler henüz bitmedi. Ancak okuduğum ve anlayabildiğim kadarıyla Stirner’in görüş ve fikirlerini sizlerle de paylaşmak istedim. Daha fazlasını oku

Hayatta İlkler: Satın Aldığım İlk Kitap

Tefrika dergisi varmış, bilmiyordum. Satın aldım, bir kısmını okudum. Dergiyi okurken hayatımdaki ilkleri not etmeye karar verdim. Bunun için de en iyi yerin blogum olacağını düşündüm. “Hayatımda İlkler” diye bir kategori oluşturdum. Artık hayatımda yaşadığım ilkleri, elbette bir kısmını, burada paylaşacağım…

Hayatımda satın aldığım ilk kitap ile başlatmak istedim kategoriye. Çünkü satın aldığım ilk kitap(lar) hayatımı oldukça etkiledi. Daha fazlasını oku