Drone’lar Foto-Muhabirliği Nasıl Etkiler?

Son yılların en fazla ilgi uyandıran teknolojik araçları “drone” olarak tanımlanan insansız hava araçları. Bu araçlar ulaşımdan, güvenliğe pek çok sektörde kullanım alanı buldu. Peki medya? Medyada drone’lar nasıl kullanılabilir? Drone’lar klasik foto-muhabirliğini değiştirebilir mi?

Farklı sektörlerde kullanılıyor

Bir kumanda ile yönetilebilen ve teslimat yapma, görüntü alma gibi özellikleri bulunan drone’lar pek çok farklı sektörde kullanılmaya başladı. Drone’lar ile ulaştırmadan, can kurtarmaya pek çok başarılı operasyon gerçekleştirildi. (İlgili haberlerden bir tanesi: ‘Drone’lar Teslimat Yapıp, Can Kurtaracak)

Hatta uyuşturucu kaçakçıları da drone kullanmaya başladı. Öyle ki Amerika Birleşik Devletleri ile Meksika sınırındaki yasa dışı uyuşturucu sevkıyatı havaya taşındı. Güvenlik güçleri fark edebildikleri uyuşturucu yüklü drone’ları vurarak düşürmeye başladı. (İlgili haber için: Drone ile Uyuşturucu Kaçakçılığı)

Drone’ların farklı alanlarda kullanılmaya başlanması medyanın da ilgisini çekmiş olacak ki, bu teknolojiden haber için de yararlanılmaya başladı. Birçok gelişmiş ülkede televizyon kanalları ve ajanslar dronelar aracılığıyla görüntü kaydı almaya başladı. Türkiye’de de bunun ilk örneklerini Doğan Haber Ajansı (DHA) yaptı.

Ancak iş bu ilk örneklerle sınırlı kalacağa benzemiyor. İlerleyen yıllarda her haber merkezinin bir drone ekibi olacağı öngörülebilir bir durum.

CNN Drone ekibini kurdu

Dünyanın en büyük haber ağlarından CNN, habercilik alanında kurumsal olarak drone’lsrı ekipmanları arasına katmak isteyen ilk yayın kuruluşları arasında. Drone’ların yaratığı imkanı gören CNN yönetimi, uzun süredir bu konu üzerinde araştırma çalışmalarını yürütüyor.

CNN Başkan Yardımcısı David Vigilante, “Drone Gazeteciliği” adını verdiği çalışmalarının bilgi paylaşımı ve güvenliğini bir adım öteye götüreceğini düşündüğünü söylüyor.

Yasal sorunlar arşılmaya çalışılıyor

CNN’de bu konuda bir drone ekibinin kurulduğu belirtiliyor. Kanal, yaklaşık bir yıldır da Amerika Birleşik Devletleri’nde bu konudaki yasal düzenlemelerin yapılması için çalışıyor. CNN, gerekli yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra, olay yerine çabuk ulaşma ve tehlikeli yerlerde daha güvenli haber sağlamayı amaçlıyor.

Bu çaba içerisinde olan tek kuruluş CNN de değil. Dünyanın dört bir yanında pek çok haber merkezinde drone ile neler yapılabileceği üzerine düşünülmeye başlanmış durumda.

Foto muhabirlerinin yerini drone pilotları mı alacak?

Peki, drone teknolojisi sunduğu imkanların yanı sıra medyada neleri değiştirecek? Örneğin foto muhabirliği mesleği bu teknoloji ile nasıl bir dönüşüm yaşayacak?

Gazeteci Kamil Eryazar, “Farklı Bir Bakış” adlı sitesinde, “Bu araçlar sağladıkları ekonomik ve dinamik ulaşım – iletişim olanaklarıyla habercilikte de yeni bir dönemin başlangıcını oluşturuyorlar. Özellikle görüntüleme bakımından foto muhabirleri ve kameramanların ulaşamayacakları yerlere ulaşıp canlı görüntü aktarma olanağı sunuyorlardiyor. Eryazar, drone’ların foto-muhabirliğini dönüştüreceğini düşünüyor.

Röportaj Nasıl Yapılır? Teknikleri Nelerdir?

Gazetecilik esasında doğru soru sorma mesleğidir. Gazeteci işinin her aşamasında doğru soruları sormasını bilmeli, doğru cevapların peşine düşmelidir. Bu noktada iyi bir gazeteci aynı zamanda bir röportaj üstadı da olmalıdır.

Türkiye’de röportaja oldukça ilgi gösterildiği söylenebilir. Bu nedenle televizyonda, radyoda, gazetelerde, dergilerde, internet sitelerinde ve diğer pek çok mecrada röportajlara geniş yer verilmektedir.

Bu makalemizde röportajın ne olduğu, söyleşi ile arasında nasıl farklar üzerinde duracak; röportajın nasıl yapılması gerektiğine dair düşünce ve önerilerimizi paylaşacağız.

Röportaj nedir? Söyleşi nedir?

Röportaj ve söyleşi birbirinden farklıdır. Türkiye’de sıklıkla karıştırılan iki türün arasındaki temel fark, röprotajda gazetecinin kendi duygu ve düşüncelerini de okuyucuya aktarmasıdır. Oysa söyleşide bu yoktur.

Gazeteci, röportajda daha aktiftir. Röportaj yapılan yer, kişi ve konu hakkında duygu ve düşüncelerini paylaşır, dilediği bir sırlamada röportajı yaptığı kişinin görüşlerini de aktarır.

Söyleşide ise gazetecinin pasif olması, okuyucu ile söyleşi yapılan kişi arasından çekilmesi beklenir. Söyleşide gazetecinin duygu ve düşüncelerine yer verilmezken sadece soru ve cevaplara yer verilir. Bugün gazete, dergi ve pek çok kitapta “röportaj” diye sunulan aslında budur ve bunun doğru tanımlaması ise söyleşidir.

Röportaja nasıl hazırlanılır?

Röportaj yaparken üç aşama olduğu söylenebilir. Bunlar “röportaja hazırlık”, “röportaj” ve “röportaj sonrası” olarak sıralanabilir. Bir gazeteci röportaj yapmadan önce hazırlık yapmalıdır.

İlk aşama röportaj teklifi aşamasıdır. Röportaj yapılacak kişiye teklif sunulmalı, röportajın ne hakkında olduğu, nerede ve ne zaman yayınlanacağı açıklanmalıdır. Röportajın yazılı mı, sesli mi, görsel olarak mı yayınlanacağı konusunda bilgi verilmelidir. Uygun bir tarih belirlenip, sözleşilmelidir.

Gazeteci röportaj yapacağı kişi ve röportajın konusu hakkında ön çalışma yapmalı, bilgi sahibi olmalıdır. Örneğin bir yazar ile röportaj yapılacaksa, o yazarın ilgili kitapları ve daha önce basına verdiği demeçleri okunmalı, notlar alınmalıdır. Röportaj yapılacak kişi değil de röportaj yapılacak konu önemli ise bu sefer de o konu hakkında çalışılmalıdır.

Röportajda sorulacak sorular önceden taslak olarak belirlenmeli, gerekiyorsa not alınmalıdır. Bu süreçte sorular röportaj yapılacak kişiyle paylaşılmamalıdır.

Röportaj nasıl yapılır?

Röportaj, belirlenen uygun yer ve zamanda yapılır. Bu süreçte gazetecinin dikkat etmesi gereken konular vardır.

Röportajın bir ses veya görüntü kaydının olması hem gazeteci hem de röportaj yapılan kişinin yararına olacaktır. Daha sonra oluşabilecek anlaşmazlıklar, gazetecinin röportaj yapılan kişinin sözlerini çarpıtma ihtimali veya röportajı yapan kişinin söylediklerini inkar etmesi gibi sorunlar böylelikle çözülmüş olur. Bu nedenle gazetecinin röportaj yaptığı kişiye de bilgi verip kayıt alınması önemlidir.

Röportajda daha önce hazırlanan soru taslakları kullanılır. Ancak bunlarla sınırlı kalınmaz. Gazeteci röportaj sırasında verilen cevaplardan yeni sorular çıkartmalıdır. Soru noktasında dikkat edilmesi gereken birşey de tek soru sorulmasıdır. Röportajda tek bir soru sorup cevabını aldıktan sonra diğer bir soruyu sormanız gerekmektedir. Aksi halde röporotaj yapılan kişi sorunun birisine cevap verirken ikinci soruyu unutabilir veya yanlış hatırlayabilir.

Röportaj sırasında gazeteci karşısındaki kişiye saygısını korumalı ama maalesef Türkiye’de pek çok örneğini gördüğümüz gibi röportaj yaptığı kişiye “çok değerli”, “çok sayın” gibi övgü dolu sıfatlar kullanmamalıdır.

Ayrıca söyleşiden farklı olarak röportajda gazetecinin duygu ve düşünceleri de okurla paylaşılır demiştik. Bu nedenle gazeteci röportaj yaptığı kişi ve mekanı da gözlemlemeye dikkat etmelidir.

Röportaj sonrasında neler yapılır?

Röportaj sonrasında kayıt edilen ses veya görüntü metne çevrilir. Bu aşamada konuşma dilinin neden olduğu gereksiz sözcükler, tekrarlar söylemin esasını bozmamak kaydıyla silinir. Bu işlem sırasında gerekli görülürse röportaj yapılan kişiden onay da alınır.

Gazeteci kendi duygu ve düşüncelerini de katarak röportajı yayına hazırlar. Yayınlanacak metin sadece sorular ve cevaplardan ibaret olmaz. Hatta sorulara bile yer verilmeden, içerisinde röportaj yapılan kişinin cevapları olan bir metin bile yayınlanabilir.

Gazeteci Olmak İsteyen Öğrencilere Tavsiyeler

Türkiye’de çok sayıda iletişim fakültesi olsa da gazetecilik yapılabilecek az sayıda iyi kurum var. Bu nedenle iletişim fakültesinde (ve aslında gazeteci olmak isteyen öğrencilerin okudukları diğer pek çok fakültede) öğrencilerin doğru bir kariyer planı yapmaları ve henüz öğrenci iken sektöre iyi bir kurumda girmenin bir yolunu bulmaları gerekiyor.

Bu makalede, kendi deneyimlerimden yola çıkarak, üniversitede okuyan öğrencilerin başarılı bir kariyere sahip olmaları için yol göstermek istiyorum.

Derslerinizi önemseyin

Dersleriniz hayatınızdaki en önemli konu olmamasına rağmen yine de önemsenmesi, mümkün olduğu kadar yararlanmanız gereken şeyler. Derslerinizden olabildiğince fazla şey öğrenmeye çalışın. Neyin ne olduğunu en azından teorik olarak öğrenmeye bakın. O bilgiler bir şekilde meslek hayatınızda karşınıza çıkacak, bu gerçeği göz önünde bulundurun.

Mutlaka staj yapın

Elbette işin teorisini çok iyi biliyor olmanız sizi iyi bir gazeteci yapmaz. En fazla iyi bir akademisyen olabilirsiniz. İşin pratiğini görmek için staj yapmanız gerekiyor. Zorunlu olsun veya olmasın, mutlaka iyi bir kurumda staj yapmaya çalışın. Burada işin pratiğini görme, sektörü tanıma şansınız olacaktır.

Staj yapmanın en önemli faydalarından birisi de kendinizi tanıtabilecek olmanızdır. Staj sürecinde kendinizi kanıtlamaya çalışın ve çalıştığınız kurumdaki insanları etkileyin. Böylelikle yarın o kuruma iş başvurusu yaptığınızda rakiplerinizden çok daha şanslı bir konum sahibi olursunuz.

Sosyal medyayı iyi kullanın

Gazeteci olmak isteyip sosyal medyada olmamak büyük hata! Mutlaka Facebook, Twitter, Instagram ve Youtube gibi sosyal ağlarda olun. Bu sosyal ağları iyi kullanarak profesyonel gazetecilerin dikkatini çekmeye çalışın.

Çalışmalarınızı, işlerinizi, projelerinizi sosyal medya hesaplarınızdan duyurun. Sosyal medyada mümkün olduğu kadar fazla kişiye ulaşmaya, takipçi toplamaya bakın. Bunun için size yardımcı olacak iki makale: Twitter’da Takipçi Arttırma Yöntemleri ve Instagram’da Takipçi Arttırma Yöntemleri

Öğrenci iken yazmaya başlayın

Blog yazmak size sandığınızdan çok daha fazla kapı açabilir. Medyada kariyer yapmayı düşünüyorsanız mutlaka bir blog açın. Çalışmak istediğiniz sektöre dair bir blog tutmak sizin bilgi birikiminizi ortaya koyduğu ve ne kadar çalışkan olduğunuzu gösterdiği için önemli.

Gündemi takip edin

Gazeteci olacaksanız gündemi yakından takip etmeniz gerekiyor. Gündemi mutlaka takip edin. Bunun için günde en az bir gazete okumanızı öneririm. Hatta her gün farklı bir gazete almanız çok daha yararlı olabilir. Ayrıca internetin sunduğu nimetlerden de yararlanın. Gündemi takip etmek için online kaynaklara da başvurun. Yabancı siteler ile dünya gündemine de ulaşabilirsiniz.

Özel olarak medya sektörünün gündemini de takip edin. Medyada ne olup bitiyor, nasıl gelişmeler yaşanıyor bunları Medya Akademi, Medya Tava gibi haber sitelerinden düzenli olarak izleyin.

Yeni medya gündemini takip edin

Türkiye, dünya ve medya gündemini takip etmek de yeterli değil. Medyanın önemli bir değişim, dönüşüm yaşadığı süreçte “yeni medya” olarak tanımladığımız alanda yaşanan gelişmeleri de takip etmelisiniz. Bunun için de Türkiye’de yayın yapan Medya Akademi ve sosyalmedya.co gibi siteleri izleyebilirsiniz.

Yabancı dil öğrenin

Yabancı dil, medya sektöründe aranan önemlikler arasındaki yerini aldı. Mutalak yabancı dil öğrenmeye çalışın. Yabancı dil bilmek sektörde farklılaşmanıza ve öne geçmenize olanak sağlar. Yabancı dil öğrenmek için kurslara gidebileceğiniz gibi online kaynaklardan da faydalanabilirsiniz. Bu konuda size iki önemli makale öneriyoruz: İngilizce Öğrenmek İçin 5 Online Kaynak & Elektronik Kitap Okuyarak İngilizce Öğrenin

İyi Bir Gazetecinin Bilmesi Gerektiğini Düşündüğüm 3 Şey

Geçtiğimiz günlerde iyi bir gazetecinin neler bilmesi gerektiğini düşündüm. Gazetecilik bilgisi ve bunun doğuracağı ahlakın yanı sıra 3 şey daha aklıma geldi: Birincisi bilişim teknolojilerinde yeterlilik, ikincisi en az bir yabancı dil ve üçüncüsü de iyi fotoğraf çekebilmek… Daha fazlasını oku

Klasik Medya’nın Propaganda Aracı Olarak Kullanılması

Gazete, dergi, radyo ve en nihayetinde televizyon gibi araçların bir bütününden oluşan klasik medya, dünden bugüne siyasi tarihin baş aktörleri arasındaki yerini korumuştur. Öyle ki birçok kişi ve ideoloji bu araçların yardımıyla iktidarı ele geçirmiş ve yine bu araçlar sayesinde uzun yıllar iktidarda kalmayı başarmışlardır.

Klasik medya araçlarını kullanarak iktidara emin adımlarla yürüyen isimlerin başında Adolf Hitler sayılabilir. I. Dünya Savaşı’nda klasik medya araçları ile yapılan propagandaların yıkıcı etkilerini gören Hitler, bu gücü Almanya’da iktidarı ele geçirmekte ve II. Dünya Savaşı sürecinde uluslararası propaganda yapmakta en aktif şekilde kullanmıştır. Öyle ki Adolf Hitler liderliğindeki Nazi Partisi, Alman medyasının neredeyse tamamını, tirajlar göz önüne alınırsa toplamda %96′sını kendi emelleri doğrultusunda kullanmış, yönlendirmiştir.

Klasik medya araçlarını kullanan tek lider Adolf Hitler de değildir. Siyasi tarihe bakacak olursak, dünyanın dört bir tarafında klasik medya araçlarının iktidarın egemenliği ya da kısmi etkisi altında olduğunu görmek mümkün olacaktır.

Dördüncü kuvvet nitelemesinde bulunulan (klasik) medyanın aslında başlı başına bir kuvvet olmadığını ortaya koymak gerekmektedir. Tarafsızlık iddiasıyla ortaya çıkan klasik medya anlayışı, ne yazık ki çoğu zaman tarafsızlık idelinin yanına bile yaklaşamamıştır. Gazete, dergi, radyo ve televizyon yayıncılığının yüksek sermaye gereksinimi, klasik medya yayınlarının sermayedarların egemenliğine girmesini kaçınılmaz kılmıştır. Söz konusu sermayedarlar, çoğu zaman iktidardan etkilenmiş, gönüllü ya da zorunlu olarak iktidar propagandası yapmak durumunda kalmışlardır.

Bugün Türkiye’de yaşanan süreç de açıkça göstermektedir ki klasik medya, tarafsız olamamakta ve çok ciddi boyutlarda iktidardan etkilenmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin veya çeşitli cemaatlerin medya üzerindeki hakimiyeti su götürmez bir gerçektir. Burada sorgulanması gereken konu söz konusu siyasal kesimlerin klasik medya araçları üzerinde nasıl bir baskı oluşturup oluşturmadığından ziyade klasik medya araçlarının bu baskıya neden karşı koyamadıklarıdır? Çünkü iktidardar değise bile klasik medya araçlarının iktidarlara karşı duruşları değişmemekte, adeta her iktidara, iktidarının gücü oranınca boyun eğilmektedir.

Mevcut klasik medya araçlarında bunca yüzyıl sonrasında bir değişim beklemek, en azından şimdilik hayalcilik olacaktır. Ne yazık ki klasik medya araçları daha uzun yıllar iktidarların temel propaganda ve meşruluk araçları olarak hayatlarını sürdürmeye devam edeceklerdir.

Fakat 21. yüzyılda, bilgisayar ve internetin gelişmesiyle birlikte yeni medya araçları doğmaya başlamıştır. Özellikle internet gazeteleri ve kişisel günlükler olarak tanımlayabileceğimiz bloglar, medya anlaşında önemli değişikliklere önayak olmuşlardır.

Yeni medya araçları, klasik medya araçlarının aksine hemen hemen hiçbir sermaye gereksinimi duymamakta ve bu oranda özgür ve iktidarlardan bağımsız yayınlar yapabilmektedir. Julian Assange imzalı Wikileaks bunun en güzel ve güncel örneğidir. Julian Assange önderdiğinde oluşturulan Wikileaks adlı internet haber sitesi dünden bugüne özgür ve bağımsız habercilik anlayışıyla birçok kez gündeme gelmiş ve hatta gündemi baştan sona değiştirmiştir. Yine dünyanın dört bir tarafındaki milyonlarca blog da yeni medya anlaşının bağımsızlığı ve özgürlüğü adına verilebilecek iyi bir örnektir.

İlerleyen zamanda Wikileaks benzeri ulusal ve uluslararası yeni medya araçları büyük bir hızla artmaya başlayacaktır. Blogların hızına ise bugün bile erişmek mümkün görünmemektedir.

Meyda bunca yüzyıllık serüveninde belki de ilk defa iktidarlardan bu kadar bağımsız ve özgür olabilmiştir. Yeni medya araçları, sadece medyayı dönüştürmekle kalmamış medya ve iktidar ilişkilerini de ciddi anlamda değiştirmeye başlamıştır. Şüphesiz ki bu değişim öncelikle demokrasinin ve toplumların yararına olacaktır.

Hiçbir Penguen Belgeseli Bu Kadar Çok Şey Anlatamazdı

Türkiye, dünya tarihinde bir ilke daha imza attı. Dünya’da ilk kez bir penguen belgeseli, yayınlandığı ülkenin demokrasi ve özgürlük seviyesini gösterdi. Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’un merkezinde yaşananları yayınlamaktan korkan Türk medyası tercihini penguen belgeseli yayınlamakta buldu.

Sözde “gücü özgürlüğünde” olan, kendisini “Türkiye’nin haber kanalı” sanan ve hatta “ilk bilen siz olun” diyebilen Türkiye’nin üç büyük haber kanalı Gezi Parkı’nda başlayan ve tüm yurda yayılan protesto gösterilerine karşı üç maymunu oynadı. Medya, Türkiye tarihinin en çarpıcı protesto gösterilerini görmedi, duymadı ve sadece sustu!..

Türkiye’deki medya kuruluşlarının yaşan olaylara karışı tutumu ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yurt dışı programının başlamasıyla biraz olsun değişebildi. Artık haberler veriliyordu ancak şimdi de haberlerin ne kadar objektif olduğu tartışmalıydı. Haberleri objektif bulmayanlar da haksız sayılmazdı çünkü kimi medya organları taraflarını hoyratça belli ediyorlardı. Örneğin CNN ve Reuters gibi uluslararası medya kuruluşları Gezi Parkı’nın içerisindeki vatandaşların arasından dünyaya yayın yaparken, Türk medya kuruluşlarının büyük bölümü polisin yanında durmayı ve parkın içinde yaşananları görmezden gelmeyi tercih etti.

Medyanın takındığı bu ve benzeri tavırlara karşı tepkiler öylesine arttı ki binlerce kişi medya kuruluşları önünde protesto gösterileri düzenledi. Penguen maskeleri takıp ellerinde para sallayan insanlar Türkiye’nin “saygın” haber kanallarına “kaç paraysa verelim” diye seslendi. Gerçekleri görmek isteyen milyonlarca televizyon izleyicisinin, milyonlarca gazete okurunun tepkisine karşı istifalar da geldi, özürler de… Ama artık çok geçti, onca yıldır var edilmeye çalışılan güven ilişkisi sadece birkaç günde yerle bir olmuştu.

Sizi bilmem ama ben bir gazeteci olarak bundan böyle, Türkiye’deki çoğu haber kanalına güvenemeyeceğim. Hatta tüm bu yaşananlardan sonra her penguen belgeseli gördüğümde aklıma şu soru gelecek: “Acaba medya şimdi hangi gerçekleri saklıyor?”

Bu soruyu sorduktan sonra ne mi yapacağım? Milyonlarca insanın yaptığı gibi Facebook’a, Twitter’a, Youtuba’a ve bağımsız haber sitelerine bakıp saklanmak istenen gerçekleri öğrenmeye ve çevremdeki insanlarla paylaşmaya çalışacağım…

 

NTV Muhabiri Can Ertuna ile Suriye’yi Konuştuk

NTV’nin deneyimli muhabiri Can Ertuna geçtiğimiz haftalarda Suriye’ye gitti ve ülkede yaşanan iç savaşa tanıklık etti. Biz de Ertuna’ya Suriye’de yaşadıklarını, savaş ortamında gazeteciliğin nasıl yapıldığını ve çok daha fazlasını sorduk.

Bizim adımıza keyifli ve bilgilendirici bir röportaj oldu. Sizlerin de keyifle okumanız dileğiyle…

Suriye’deki iç savaş ülkenin ikinci büyük kenti Halep’e sıçradıktan sonra Türkiye’den birçok gazeteci soluğu bu kentte aldı. Siz de NTV adına yoğun çatışmaların olduğu Halep’e giderek kentteki son durumu bildirdiniz. Dilerseniz önce buradan başlayalım, neler gördünüz, neler yaşadınız Halep’te?

Halep’te yaşanan bir şehir savaşı. Sokak sokak çatışmalar sürüyor. Kentin tamamının muhaliflerin ya da rejim güçlerinin kontrolünde olduğunu söyleyemeyiz. Bazen günlerce bir mahalleyi ele geçirmek için savaşıyor taraflar. Sokak savaşı olması muhaliflerin lehine. Yüksek katlı konut alanlarında rejim güçlerinin elindeki ağır silahlara hedef olmadan mevzilenebiliyorlar. Lojistik desteği de Türkiye sınırından Halep’e kadar olan “fiili tampon bölge” durumundaki kırsal bölgelerden sağlıyorlar. Suriye ordusu da bombardımanları kent ölçeğinde değil, çatışmaların yaşandığı alanlarla sınırlı tutma çabasında. Halep’e muhalif bir kent demek için henüz erken. Muhalif savaşçılar yer yer destek görüyor halktan ancak kent ölçeğinde geniş bir destek ve topyekün bir ayaklanmadan bahsedemeyiz. Zaten çatışmaların yaşandığı mahallelerde siviller kalmamış. O kısımlar savaş alanı görünümünde.

Türk medyası hazırladığı Suriye haberlerini birkaç ay öncesine kadar sadece uluslararası ajansların geçtiği bilgi ve görüntülerle hazırladı. Siz ise Suriye’ye gittiniz ve orada yaşananlara tanık oldunuz. Ajansların geçtiği bilgi ve görüntülerden farklı bir manzarayla karşılaştınız mı orada?

Suriye’den iki tür bilgi akışı vardı. Biri sizin de belirttiğiniz gibi uluslararası ajansların çalışmaları -ki bizim gördüklerimiz aşağı yukarı aynı sahnelerdi. Bir de taraf medyalara ya da uluslarası yayın kuruluşlarına sızdırılan cep telefonu görüntüleri ya da aktivist videoları. Bunlar genellikle katliam içerikli. Biz oraya gittiğimizde kitlesel bir kıyıma şahit olmadık. Ancak esir alma oranının çok düşük olduğu öfke ve hınç dolu bir savaş ve şiddetin boyutları her geçen gün artıyor. Yani daha uzun süre kalsaydık neler görürdük, bilemiyorum. Kaldı ki artık herkesin ortak görüşü bu ikinci gruptaki yerel kaynaklı görüntülerin ya da onlarla birlikte aktarılan bilgilerin doğrulatılmasının gerekli olduğu yönünde. Çünkü artık biliyoruz ki her iki taraf da kitlesel cinayetler işleyebiliyor ve suçu birbirine atmak için bu görüntülerden de yararlanıyorlar.

Türkiye’den Suriye’ye giden ve çatışmaları görüntüleyen muhabirler genellikle muhaliflerle birlikte hareket etti. İki tarafı olan bir savaşta Türk gazetecilerin hemen hepsinin muhaliflerin gözünden savaşı yansıtmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bundan yaklaşık bir sene önce Şam yönetiminin davetlisi olarak da yaklaşık 4 günlük bir gezi kapsamında Suriye’de bulunmuştum. Ancak bu gezide de bağımsız hareket etme şansı tanınmamıştı bize yani bu kez de rejime iliştirilmiştik. Zaten bağımsız bir yabancı gazeteci olarak Suriye’de çalışmak sözkonusu değil. En iyi ihtimalle attığınız her adımda takip ediliyorsunuz. Birçok yabancı gazeteci de ülkeye kabul edilmiyor zaten. İşte bu durum da çoğu gazeteciyi rahat hareket edebilecekleri muhaliflerle kaçak olarak ülkeye girme seçeneğine zorluyor. Diğer birçok yerde olduğu gibi böyle grupların içinde daha rahat çalışabiliyorsunuz. Bir de zaten BM ya da başka bir uluslararası kuruluşun güvenli bir bölge oluşturmadığı yerlerde ya bir tarafa ya da diğerine eklemliyorsunuz kendinizi, cephede ortada tek başınıza çalışma durumu sözkonusu değil. Ancak bana-ve birçok meslekdaşıma göre- Esad rejiminin sürecin başından beri en büyük hatalarından biri ülkeyi dünya medyasına kapatmak oldu. Belki güvenlik gerekçesiyle böyle bir karar aldılar ama bu kez de muhaliflerin eline çok güçlü bir propaganda silahı verdiler. Şimdi bazı gazetecileri rejim çerçevesinden olayları anlatmak için ülkeye çağırıyorlar ama geç kaldılar. Medya savaşında muhalifler önde. Bir de yayın kuruluşlarının hükümetlerinin tercihleri yönünde bir “taraf” seçmesi de sözkonusu olabiliyor. Bu hem Türkiye’de hem dünyada böyle. Türk ve batılı yayın organlarında muhaliflere sempati daha fazla ve elbette bunda hükümetlerin tercihlerinin de büyük payı var.

Suriye’den gelen çatışma görüntülerinde sadece ateş eden muhalifler vardı. Caddelerin ya da sokakların öte yanında kimin olduğunu nedense hiç göremedik. CNN’in yaşadığı Danny Dayem skandalı da göz önüne alındığında tüm bu görüntülerin gerçeği ne kadar yansıttığını söyleyebiliriz?

En azından kendi deneyimimiz ışığında söyleyebilirim ki. Bizim olduğumuz tarafa ateş eden askerleri çekmeye çalışsaydık, vurulurduk. O nedenle mevzilendiğimiz yerden sadece ateş eden muhalifleri ve de yakınımıza düşen mermi ve bombaları görüntüleyebildik. Ve onlar da oldukça gerçekti. Ancak bu savaşta kurmaca sahneler olmadığı anlamına gelmiyor. Bu sadece cephede değil, cephe gerisinde de gitgide kirli bir hale gelen bir savaş.

Orta Doğu denildiği zaman akla gelen ilk gazeteci ve hatta otoritelerden bir tanesi Robert Fisk. Independent adına çalışan Fisk yıllardır bölgede gazetecilik yaptı. Fisk’in Suriye hakkındaki son değerlendirmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Fisk, Independent’taki son yazısında ciddi bir iddiada bulunarak, 245 kişinin katledildiği Şam’a bağlı Deraya kasabasındaki katliamın silahlı muhalifler tarafından yapılmış olabileceğini belirtti.

Fisk uzun süre muhaliflerin davalarını sahiplenen yorumlar içeren yazılar yazdıysa da bu son yolculuğunu rejim birliklerine iliştirilmiş bir şekilde gerçekleştirdi yanılmıyorsam. Cephenin farklı bir yüzünü gördü. Deraya konusunda söylediklerinin -kariyeri gözönüne alındığında- yabana atılamayacağı kanısındayım.

Savaş muhabirliği üzerinde de duralım istiyorum. Görünen o ki oldukça tehlikeli bir meslek. Sadece Suriye’de 17 aydır devam eden olaylarda yirmiye yakın gazeteci yaşamını yitirdi. 30 gazeteciden de hala haber alınamıyor. Bu noktada neler söylemek istersiniz, bu mesleği yapmak isteyenlere ne gibi tavsiyeleriniz var?

Türkiye’de haber yapma alanı daraldıkça medyada belli konular üzerine uzmanlaşma hergeçen gün azalıyor. Paralel bir biçimde ne yazık ki çok başarılı savaş muhabirleri olsa da savaş muhabirliği geleneği yok. Bu da kurumlarda bu konuda uzmanlaşmış personel yetiştirme yönünde bugüne kadar bir çaba olmadığı anlamına geliyor. Oysa yurtdışındaki saygın kurumlarda eğitim almamış, deneyimsiz ve gerekli teknik donanımdan ve sigortalardan yoksun personelin ateşe atılması sözkonusu değil. Ne yazık ki yaşanan ölüm, yaralanma ve kaçırılma olaylarından sonra Türkiye’deki kurumlar da ders almaya başladılar. Yavaş yavaş bu konuda eğitimler verilmeye başlandı. Öncelikle savaş bölgelerine gidecek personelin böyle bir “savaş muhabirliği” eğitimi alması şart. Ayrıca uydu telefonu, çelik yelek ve miğfer gibi temel donanımlar mutlaka sağlanmalı ekibe. Son olarak da bunlar tamam hadi yola çıkın denmemeli personel deneyimli olmalı. Çünkü gerçekten ateş altında kalınca sakin olabilmek, zor durumlarda çıkış stratejisi geliştirebilmek gerektiğinde ekip arkadaşının sorumluluğunu alabilmek bunlar deneyimle kazanılan şeyler. Tüm bu koşullar da ölümle yaşam arasındaki bazen yarım saniyelik zaman diliminde bazen 10 santimlik mesafede yapmanız gerekeni belirliyor.

Not: Bu röportaj ilk olarak, 2 Şubat 2012 tarihinde, Politik Akademi’de yayınlanmıştır: http://www.politikakademi.org/2012/02/ozel-roportaj-can-ertunayla-suriyeyi-konustuk/